Sayfalar

Cumhurbaşkanı yargılanabilir mi?..


Cumhurbaşkanları suç işlediklerinde yargılanabilir mi?

T.C. Anayasasında Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri: “MADDE 104 - Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır” diyerek, Devlet organlarını Yasama-Yürütme-Yargı kuvvetleri diye sıralayıp, bu başlıklar altında Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini yirmibeş fıkrada belirterek son fıkrada, “Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır” der.

Cumhurbakanı bu doğrultuda binlerce görevi yerine getirirken verilen yetkilerini kullanır. Bu görev ve yetkiler sorumluluk açısından iki kısımdır:

1– Cumhurbaşkanının Başbakan ve ilgili bakanlarla beraber yaptığı görevler, imzaladığı kararlar ve emirler.

2– Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı görevler, imzaladığı kararlar ve emirler.

Cumhurbaşkanının “sorumluluk ve sorumsuzluk hali”:

“MADDE 105 - Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz.

Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır.”

Anayasanın 105. Maddesinin birinci fıkrası; “Cumhurbaşkanının …. bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur” der. Ayrıca, Cumhurbaşkanının Anayasa ve diğer kanunlarda belirtilen tek başına yapabileceği işlemlerle yerine getireceği görevleri ve yetkileri olduğunun belirler.

105. maddenin ikinci fıkrası ise, “Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz” hükmünü getirir.

Cumhurbaşkanının resen imzaladığı karar ve emirlerle yaptığı ve yaptırdığı işlemlerden; Yürütme organına ilişkin olan başlık altındaki 13. fıkrada belirtilen “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak,” gibi somut bir görevin yerine getirilmesinden yola çıkalım.

Cumhurbaşkanı “sürekli hastalık” nedeniyle cezasını kaldıracağı kişi için verilen sağlık raporunu inceledikten sonra bu kişinin cezasını kaldırmaya karar verir ve karar uygulanır.

Burada cezası kaldırılan kişinin daha evvel en hafif veya en ağır (eskisi idam, yenisi ağırlaştırılmış müebbet) cezayı almış olması hiçbir şeyi değiştirmez. Alınan raporun sahte olduğu veya raporun hiç olmadığı önemli değildir. Bunlar yapılan işlemin içeriğiyle ilgilidir.

Anayasanın105. maddesinin ikinci fıkrasındaki hükme göre açılamayan davanın içeriği de yokluktur, yani sıfırdır. Rapor sahte de olsa, yasal olmayan yollardan alınmış da olsa, suç ortaya çıkmaz. Suç yoksa; şikâyetçi, iddianame, mahkeme, dava ve ceza da yoktur. Cumhurbaşkanı tek başına yaptığı işlemlerden dolayı sorumsuzdur, “resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil, yargı mercilerine başvurulamaz”.

Tabii ki, Cumhurbaşkanının Anayasa’da olmayan ama kanunlarda tüzüklerde yönetmeliklerde olan görevlerini tek başına yürütürken aynı sorumsuzluğun ve “sıfır suçun” geçerli olduğu bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz işlemleri de vardır. Örneğin, örtülü ödenek harcamaları gibi.

Ayrıca, Anayasanın 125. Maddesinin ikinci fıkrasındaki görevleriyle ilgili yapacağı işlemlerden de Cumhurbaşkanı sorumlu değildir.

Bazı insanlar Cumhurbaşkanı, Anayasa, TCK ve diğer kanunlarda belirtilen suçları işlerse; 105. maddenin ikinci fıkrasındaki hükmün bu suçlar için de geçerli olduğunu savunuyor.

Bazı insanlar da Cumhurbaşkanı hangi suçu işlerse işlesin 105. maddenin ikinci fıkrasındaki hükmün bu suçlar için geçersiz olduğunu savunuyor. [*]

 İki tarafın da iddiası safsatadır, kıyasımukassem’in iki başıdır.

Anayasanın 105. maddesinin ikinci fıkrasındaki hüküm; Cumhurbaşkanına görevi gereği tek başına yapacağı işlemleri sorumsuzca yapmasını sağlar. Ama sorumsuzca suç işlemesini sağlamadığı gibi, Cumhurbaşkanı diğer görevlerini yaparken suç işlediğinde veya görev harici suç işlediğinde suç ortaya çıktığı için Cumhurbaşkanını suçtan sorumsuz kılmaz ve yargılanmasını engellemez. [**]

Anayasanın 105. maddesinin ikinci fıkrasının suçlarla ilgisi yoktur.

Ayrıca, Anayasada ve kanunlarda Cumhurbaşkanı hakkında hukuk davası açmayı engelleyen herhangi bir hüküm yoktur.

Şimdi gelelim Anayasa’nın 105. maddesi son fıkrasına.

Anayasanın 105. maddesi son fıkrasının ana konusu: Suç vardır, çünkü suç ortaya çıkmıştır.

Kanun koyucu, “Cumhurbaşkanını; Anayasanın 105. maddesi ikinci fıkrasıyla tek başına yaptığı işlemlerden, imzaladığı karar ve emirlerden dolayı sorumsuz kıldım, işlediklekledi suçlar nedeni ile en hafif ve en ağır cezaları almış kişilerin cezalarını affetmesi için yetkilendirdim.

Ama, Cumhurbaşkanını diğer görevlerini yaparken göreviyle ilgili veya görev harici işlediği en hafif ve en ağır suçlardan da sorumlu tuttum. Yürütme organı kurumu olan Bakanlar Kurulu’nu oluşturan Başbakan ve bakanların  yasama dokunulmazlıkları olduğu halde, Devletin başı olarak Cumhurbaşkanının onlar gibi yasama dokunulmazlığı olmadığı için vatana ihanet suçu işlediği iddia edildiğinde Cumhurbaşkanını bu suçtan Anayasa’nın 105. maddesi son fıkrasıyla, “özel dokulmazlık zırhıyla”, “TBMM’nin en az 413 üyesinin vereceği kararla suçlandırılır” hükmüyle, yargılanmasını zorlaştırdım.

Fakat; Cumhurbaşkanı en ağır suçun dışında Anayasada ve kanunlarda belirtilen TCK’de karşılığı olan suçları işlerse, onu diğer T.C. vatandaşları gibi Anayasa ve kanunlara emanet ettim” diyor.

Anayasa’nın 105. maddesi son fıkrasındaki hüküm; en ağır suç olan vatana ihanet  suçunu kapsayan kendine has bir hükümdür. Bu dokunulmazlık, yasama dokunulmazlığı değildir.

105. maddenin son fıkrasında belirtilen en ağır suçu, Cumhurbaşkanının işleyeceği diğer suçlarla kıyaslıyarak veya son fıkra hükmünün, diğer suçlar yargılanırken uygulanacak usulde de (hukuk) geçerli olduğunu savunmak, kıyasımukassem yapmaktır, safsatayla mugalata yapmaktır, hükümsüzdür.


Cumhurbaşkanları ne gibi suçları işleyebilir?

Cumhurbaşkanı Devletin başı olarak …. Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir. Bu amaçla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkilerle donatılmıştır.

Cumhurbaşkanı; Devlet organları olan Yasama-Yürütme-Yargı organlarının kendi aralarında düzenli ve uyumlu çalışmalarını gözetirken, görevini Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapmazsa, görevi dolayısıyla TCK’de karşılığı olan suç ortaya çıkar.

A– Yasama ile ilgili olanlar: Cumhurbaşkanı; demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan partileri, aralarındaki ilişkileri uyum açısından gözetebilir. Ama, partilerin ilişkilerine ve iç işlerine karışırsa, partilerin lehine veya aleyhine tavır takınırsa, Anayasanın 101. maddesi son fıkrası hükmü ve Anayasanın 103.maddesi, …. görevini tarafsızlıkla yerine getireceği doğrultusunda ettiği yemine (and içme) sadık kalmazsa, vb. Cumhurbaşkanı göreviyle ilgili suç işlemiş olur.

B– Yargı ile ilgili olanlar: Cumhurbaşkanı yargı kuruluşları olan mahkemelerin çalışmalarını ve kendi aralarındaki ilişkileri gözetebilir ama, mahkemelerin kendi aralarındaki ilişkilere girerek; kararlarına, işlerine ve çalışmalarına karışırsa; Cumhurbaşkanı yargının diğer kuruluşların olan Baroların çalışmalarını gözetebilir ama, Baroların işlerine, kendi aralarındaki ilişkilere ve çalışmalara karışırsa; vb. göreviyle ilgili suç işlemiş olur.

Cumhurbaşkanı; TCK’de karşılığı olan hakaret tehdit yaralama cinayet gibi suçları işlerse, görev harici suç ortaya çıkar.

Yukarıda örneğini verdiğimiz … vb. suçlardan dolayı Cumhurbaşkanının görevdeyken yargılanmasına Anayasanın 105. maddesi ikinci ve son fıkrası hükümleri engel değildir.


Cumhurbaşkanları suç işlediklerinde nasıl yargılanır?

Suç ortaya çıkmışsa; şikâyetçi, iddianame, mahkeme, dava ve ceza da vardır.

Cumhurbaşkanı görev harici suç işlerse; suç kişiler arası davaya neden olur.

Şikâyetçi kişi, suç duyurusunu Cumhuriyet Başsavcılığına iletir. Yetkili kılınan Cumhuriyet Savcısı araştırma ve soruşturma yapar. İddianameyi hazırlayıp ilgili mahkemeye sunar. Mahkeme iddianameyi kabul eder, davayı açar, yargılama başlar. Sorun olağan bir şekilde çözülmüş olur.

Önemli olan, Yargıtay dahil, usulüne uygun olağan kanun yolları tüketilmiş olduğu halde davanın açılamamış olmasıdır.

Bu durumda, şikâyetçi kişinin; Anayasanın 148. maddesi üçüncü fıkrası hükmüne göre, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı doğar.

Çünkü; Anayasa’nın 36. maddesi, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz” hükmüne aykırı olarak, kişinin hak arama hürriyeti ihlal edilerek, hak ihlali ortaya çıkmıştır.

Anayasa Mahkemesi: İlk önce başvurunun usule uygunluğunu inceler, bir eksiklik bulmaz ise davaya bakar. Kararı; şikâyetçiden yana ise, suça ve usule uygun olan mahkemede (Sulh, Asliye, Ağır Ceza mahkemesi veya Yargıtay’da) davayı açması için Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderir veya göndertir, dava açılır. Veya, Anayasa Mahkemesi suç duyurusunu reddeder.

Cumhurbaşkanı göreviyle ilgili suç işlerse; görev kötüye kullanılmış demektir.

Bu bir kamu davasıdır.

İlgilenen özel ve tüzel kişiler Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunu iletir. Usulüne uygun süreç yürütüldüğü halde olağan mahkemede dava açılamamış ise, suç duyurusu Yargıtay Başsavcılığına iletilir. Yargıtay Başsavcısı veya Başsavcıvekili araştırma inceleme ve gerekli görüşmeleri yaparak şu kararları alabilir.

1– Suç duyurusunu ilgili mahkemede dava açması için Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir.

2– Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili iddianameyi hazırlar ve Yargıtay’da davayı açar.

3– Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili suç duyurusunu Anayasa Mahkemesi’ne iletir. Anayasa Mahkemesi kararı davayı açması için ilgili Başsavcılığa gönderir veya Yüce Divan kurulmasına karar verir veya suç duyurusunu reddeder.

4– Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili hazırladığı iddianameyi, şüphelinin Yüce Divan’da yargılanması için Anayasa Mahkemesi’ne iletir.

5– Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili suç duyurusunu reddeder.

Bundan sonraki süreci işletmek; Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan doğruya başvurma hakkı olan  mahkemelerin, TBMM’nin 110 üyesinin ve anamuhalefet partisinin, suç duyurusunu Anayasa Mahkemesi’ne ulaştırma becerisine bağlıdır.

Doğru irade; doğru terazi, doğru zeminde, doğru tartar!..



DİPNOTLAR

[*] Bazı insanlar, “Ortada suç var, fakat Anayasayı hazırlayanlar Cumhurbaşkanlarının bu suçları işlemiyeceklerini düşündükleri için iyi niyetlerinden dolayı hüküm eksik konulmuş” görüşünde.

Bu görüşün hükmü yoktur.

Biz de hükümsüz bir cevap verelim: 1982 Anayasası; hukuk bilgileri yüksek, kendileri deneyimli, hayatını ceza hukukuna kilitlemiş, 259 kelimeden bir cümle kuracak kadar Türkçeyi iyi kullanan, yasada İ harfinin I’dan önce geldiğini fark edecek kadar dikkatli olan, değil düşünceyi açıklama suçunu, yeter ki yasada olsun düşüncenin kendisini de yargılayıp misliyle ceza isteyen hukukçuların içinde olduğu bir ekip tarafından hazırlanmıştır.


[**] Cumhurbaşkanlarının 34 yıldır siyasi partilerin ve eğitimle ilgili sendikaların, Yasama, Yürütme ve Yargı organlarının kendi aralarındaki düzeni ve uyumu  iyi gözetemediklerini gösteren, suç olmayan ama kabahat olan, bir örnekle yetinelim.

Anayasa’nın 24. maddesinin 4. fıkrasında “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” hükmü, Milli Eğitim Temel Kanunu madde 12’de “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilköğretim okulları ile lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” diye tekrar edilmiştir. Buna göre, bu ders tüm liselerde “zorunlu ders” olarak okutulduğu halde, İmam Hatip Liselerinde ve Anadolu İmama Hatip Liselerinde 34 yıldır okutulmamıştır. Halen devam etmekte olan uygulama Anayasanın eşitlik ilkesiyle ilgili 10. maddesinin birinci dördüncü ve son fıkrasına, ayrıca Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrasının “zorunlu ders olarak okutulur” hükmüne aykırıdır.

Bu “zorunlu ders” İmam Hatip Liselerinde ve Anadolu İmam Hatip Liselerinde de okutularak veya Anayasanın 24. maddesinin dördüncü fıkrası değiştirilerek eşitlik sağlanmalıdır.



Sınıfsız Toplum Platformu

Yanlış terazi ile eğri temelde doğru tartmak!..


T.C. Anayasası’nın 105. Maddesine göre; Cumhurbaşkanları görevdeyken vatana ihanet suçu dışında suç işlediklerinde bu suçlardan dolayı yargılanabilir mi? [*]

Cumhurbaşkanı’nın “sorumlu ve sorumsuzluk” durumunu belirten Anayasa’nın 105. maddesi: « MADDE 105 – Cumhurbaşkanının, Anayasa ve diğer kanunlarda Başbakan ve ilgili bakanın imzalarına gerek olmaksızın tek başına yapabileceği belirtilen işlemleri dışındaki bütün kararları, Başbakan ve ilgili bakanlarca imzalanır; bu kararlardan Başbakan ve ilgili bakan sorumludur.

Cumhurbaşkanının resen imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz.

Cumhurbaşkanı, vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla suçlandırılır. »

1 – Anayasa’nın 176. maddesinin ikinci fıkrasında « Madde kenar başlıkları, sadece ilgili oldukları maddelerin konusunu ve maddeler arasındaki sıralama ve bağlantıyı gösterir. Bu başlıklar, Anayasa metninden sayılmaz. » deniliyor.

2 – Anayasa’nın 105. maddesi birinci fıkrası, “Cumhurbaşkanının ....  tek başına yapabileceği belirtilen işlemler”den Cumhurbaşkanının sorumlu olduğu anlaşılıyor. Ama bu sorumluluğundan dolayı Anayasa’nın 105. Maddesi ikinci fıkrası da, « Cumhurbaşkanının resen (tek başına - bn) imzaladığı kararlar ve emirler aleyhine Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz. » hükmünü getiriyor. 

Anayasa’nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında, Cumhurbaşkanı görevlerini yaparken gerçek ve tüzel kişilere karşı, siyasi vb. suç işlediğinde Anayasa Mahkemesi dahil yargı mercilerine başvurulamaz, direkt suçlamayla dava açılamaz,  diye bir hüküm yoktur.

Anayasa’nın 105. maddesinin son fıkrasında belirtilen, Cumhurbaşkanı yargılanırken izlenecek yol ve şeklin (hukukun) 105. maddenin ikinci fıkrası için de geçerli sayılacağı yorumu, “vatana ihanet suçu” ile diğer suçları kıyaslıyarak “kıyas-ı mukassem” yaratmaktır, dolayısıyla sakattır. Ortaya çıkacak ikilemden dolayı dava sonucu ortada kalacağından hüküm kurulamaz.

3 – Anayasa’nın 105. maddesinin son fıkrası, “vatana ihanetten dolayı” işlenecek suçlardan yargılanırken Cumhurbaşkanı’nı; Başbakan ve Bakanlar gibi dokunulmazlık zırhıyla koruyarak Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili’nin suçlamasıyla değil de, TBMM tarafından “suçlandırılması”  yolu şekli (hukuku) izlenerek yargılanacağı hükmünü getiriyor. Cumhurbaşkanı’nın vatana ihanet suçu dışında suç işlediğinde yargılanamayacağını belirtmiyor.

105. maddenin son fıkrası, sıfat veya zarf gibi sözcükler kullanarak, Cumhurbaşkanı “sadece” (veya “yalnızca”) vatana ihanetten dolayı suçlandırılır  da demiyor. Kaldı ki, Anayasa’nın 105. maddesinde “sorumsuz” sözcüğü de direkt olarak geçmiyor.

4 – Anayasa’nın 125. maddesi ikinci fıkrası, « Cumhurbaşkanı’nın tek başına yapacağı işlemler ....  yargı denetimi dışındadır. » hükmü de, Cumhurbaşkanı’nın yapabileceği işlemler ve görevlerle ilgilidir, işlenecek suçlarla ilgili değildir.

5 – Örnek olarak: Cumhurbaşkanları; Anayasa’nın 138. maddesinin 2. 3. ve 4. fıkraları ile ilgili suçları veya Anayasa’nın 153. maddesinin 6. fıkrasıyla ilgili suçları işlerse, bunlar görevleriyle ilgili suçlardır.
Cumhurbaşkanları; temsilen katıldıkları tören ve toplantı gibi etkinliklerde suç işlerse, bunlar da görevleriyle ilgili suçlardır.

Cumhurbaşkanları, kendi kullandığı araçla göreve giderken veya görevden gelirken trafik suçu işlerse, bize göre, bu suçlar da göreviyle ilgili suç sayılır.

Örnek verdiğimiz bu suçların çoğu “vatana ihanet suçu” değildir. TCK’de karşılığı vardır.

Sonuç: Cumhurbaşkanlarının işlediği suçlardan (Vatana ihanetten açılacak davalar hariç!) dolayı, Anayasa’nın 148. maddesinin 6. ve 8. fıkrasındaki hükmüne dayanarak Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili’nin suçlamasıyla Yüce Divan’da yargılanmalarına Anayasa’nın 105. maddesi engel değildir.
Yanlış terazi ile temel doğru olsa bile hüküm kurulamaz.

[*] Cumhurbaşkanılarının görevleriyle ilgili olmayan suçlar konusu bu makalenin dışındadır.  

Sınıfsız Toplum Platformu 

Doğanın hakkı doğaya, insanın hakkı insana!..


Artvin halkı doğaya ve insana sahip çıkıyor.

Artvin halkının başlattığı yasal ve haklı Cerattepe mücadelesinin; kendi çıkarları için haksız olarak devlet gücünü ve olanaklarını kullanarak, vurgunculuğu soygunculuğu dolandırıcılığı sahtekârlığı rüşveti meşru sayarak, azamî ve sonsuz kâr elde etmeyi amaçlayan, herhangi bir sınıfa (köylü-ağa, işçi-kapitalist, vb.) mensup olmayan ve ahlâksızlığı şeref sayan finans çetesinin kollarından biri olan  şirkete karşı, doğayı ve insanları korumak için yapıldığı açıkça bellidir.

Dil din ırk cinsiyet sınıf ve siyasi görüş farkı gözetilmeden yürütülen doğa ve insanlık mücadelesini alkışlıyor ve sonuna kadar destekliyoruz.

Ekonomipolitiğin temel yasalarından birine göre, doğa insanın anasıdır.
 Doğa + insan emeği = Değer

Doğa ile insan arasındaki çelişki, uzlaşmaz çelişkiye dönüşürse, doğa zarar görür ve doğanın çocukları olan insanlar da ölür. Artvin halkı da aynısını söylüyor. “Zenginliğe kavuşsam da, temiz hava yoksa hiçbir şeye yaramaz!..” diyor.

İktidar güçleri ne yapıyor?

Gezi Parkı direnişinde olduğu gibi, finans çetesinin kalbini hedefleyen Cerattepe direnişine karşı saldırgan orantısız ve acımasız güç kullanıyor.

İktidar; devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle Cerattepe’nin altın madenlerini çok az bir emek karşılığı çıkartıp azamî kâr elde etmeyi amaçlayan, daha evvel bu gibi işleri yaparken milletin anasına “sinkaf eden” ve şimdi de insanların anası olan doğanın ırzına geçmeye çalışan, finans çetesinin kollarından biri olan bir şirketin haksız çıkarlarını koruyor.

Cevabımız açıktır. Unutulmasın ki, doğa aslında finans çetesinin ve iktidar mensuplarının da anasıdır.

İktidarın temel yöntemi ve hedefi; her türlü karşı duruşu, en masum tepkileri, karikatürü, gazete haberlerini, açıklanmış düşünceleri, yasal yürüyüşleri gösterileri grevleri direnişleri “terör” ile eşdeğer gösterip yasaklatmak veya yasadışı sayıp zor kullanarak ezmek ve sindirmektir.

Sonuç ne olursa olsun, Cerattepe direnişi sadece Türkiye tarihinde değil, bütün insanlık tarihinde onurlu yerini almıştır. Cerattepe mücadelesini başlatanlara ve katılanlara selam olsun. Onlarca binlerce selam olsun.

Doğanın hakkı doğaya, insanın hakkı insana!..



Sınıfsız Toplum Platformu 

1982 Anayasası değişikliğine nereden başlamalı?..


Yeni bir anayasa hazırlamayı veya güncel koşullarda TBMM’de değiştirilmesi güç olan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın maddelerini değiştirmeyi öne alarak işe başlamayı önermek, gerekçesi ne olursa olsun, yürürlükteki anayasanın hiç değişmemesini istemekten öte, yapay gündem oluşturma, gündem değiştirme, karşı tarafı yıpratma oyalama pasifize etme gibi girişimleri olarak düşünülmelidir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu koşulların yeni bir anayasa hazırlanarak doğru dürüst değişiklik yapılmasına uygun olmadığı ve ayrıca zaman bakımından bu değişikliği yapmak için iki yılın yetmeyeceği açıkça bellidir.

1982 Anayasası, önceki yıllarda bazı maddeleri değiştirilmiş olsa da, faşist diktatörlüğün gerçekleşmesine temel teşkil eden bir yapıya sahip olduğundan değiştirilmesi ve demokratikleştirilmesi gerekir.

TBMM, Anayasa değişikliği yaparken kendi içinde tutarsız ve antidemokratik olan yürürlükteki anayasayı temel alacağından, yapılan değişiklikler de tutarsız ve anti-demokratik olacaktır.

Bundan dolayı, ilk önce Anayasa’nın Birinci Kısım Genel Esaslar’da yer alan maddelere, sadece aykırı olduğu için değil, Genel Esaslar’ı da sakatlayan Başlangıç ve Diğer Kısımlar’daki  maddeler değiştirilerek Anayasa’nın kendi içindeki tutarsızlığı giderilmeli ve değişikliğe dayanak olacak temel düzeltilmelidir.

1982 Anayasası’nın demokratikleşmesi doğrultusunda samimi olarak, gerçekten doğru dürüst bir şekilde değiştirilmesini isteyenler için, temelin düzgün hale getirilmesi sorunun % 70 çözülmesi demektir.

Tesbitler :

1982 Anayasası: Dört Kuvvet Komutanı’yla beraber darbe yaparak kendini “Devlet Başkanı” ilan eden, adına “Milli Güvenlik Konseyi” dedikleri cunta tarafından, feshettikleri TBMM’nin yetkilerini kullanarak hazırlattırdıkları ve denetimini yaptıktan sonra halk oyuna sunup kabul ettirdikleri, ortadan kaldırdıkları 1961 Anayasası’ndan daha anti-demokratik ve faşizan (Neo-faşist) bir anayasadır.

MGK üyeleri 1982 Anayasası hazırlanırken, Türk, Atatürk, Türk Milleti, Türk Devleti, Türk Vatandaşı, Milli, Milliyetçi gibi sözcüklerden oluşan,  Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çoğunluğunun yüksek değer olarak kabul ettikleri kavramları yerli yersiz ve maymuncuk olarak kullanmıştır. Kurulduğundan beri Türkiye Cumhuriyeti anayasalarında yer alan Genel Esaslar maddelerini hile-i şeriyye taktiğiyle sakatlamak (değiştirmek) için 1982 Anayasası’na Başlangıç ve Genel Esaslar bölümü maddelerini yazmışlardır.

Yapılan bu sahtekârlığı, her şeyden önce kendini soyadı ve kültür olarak Türk kabul edenlerin çoğunlukta olduğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına hakaret ve ihanet olarak kabul ediyoruz.

İlkeler :

TBMM’nin1982 Anayasası’nı değiştirip çıkaracağı yaşa; yasama, yürütme ve yargı kurumlarının işlevlerini yaşama geçirirken dayandıkları temel (Ana-Yasa) olacaktır.

TBMM’nin yetkileri devredilemez güç olması gereği olarak yapılan Milletvekili seçimlerini denetleyen ve itirazda son yetkili olan Yüksek Saçim Kurulu, yargı görevini yürütürken tarafsız (yasa, anayasa ve hukuk kurallarına dayanarak) bağımsız (vicdanı hür) ve adaletli olması gerektiğinden dolayı, bizim de işe yargıdan başlamamız gerekir.

Bilindiği gibi, yargıda Adalet’in sembolu İnsan (Hakim) ve ölçü aracı olarak Terazidir.

Anayasa değişikliğinde yasama görevini yapacak olan TBMM’nin milletvekilleri insan olarak hakimin yerini alacaklar.

TBMM’nin iradesini ve milletvekillerinin bilgilerini görgülerini vicdanlarını ölçecek durumda olmadığımıza göre, bağımsız (vicdanı hür) adaletli kararlar vereceklerinden terazilerinin de doğru tarttığını baştan kabul etmemiz gerekiyor.

Ama, onların dayandığı yasa, anayasa ve hukuk kuralları doğru düst mü? Yani, dayandıkları temel düzgün mü? Bu soruların cevabı “Hayır!..” olursa ne olur?

Somut sonuç :

1– TBMM iradesi doğru, terazi de doğru: Terazi eğri temelde ise; bu terazi hep yanlış tartar.

2– TBMM iradesi doğru, terazi yanlış: Terazi eğri temelde ise; bu terazi bazen yanlış ve bazen doğru tartar.

3– İrade doğru değil, terazi de yanlış, temel de eğri: Bu terazi istenildiği zaman doğru ve istenildiği zaman yanlış tartar. (TBMM’nin iradesini doğru kabul ettiğimiz için, bu 3’üncü sonuç üzerinde durmayacağız.)

1982 Anayasası’nın Başlangıç ve Genel Esasları’nın sakatlanarak geçersiz (butlan) hale getirilmesinin araştırılması

Türkler; en az 1000 yıl önceden bu yana, Anadolu’yu ve Trakya’nın bir kısmını kapsayan bölgede çeşitli devletler kurup bu toprakları yurt edinerek yaşamış olduklarından, bu coğrafyaya Türklerin soy adından dolayı Türkiya denilmiştir.

Yeni kurulan devlet Soy’a değil, Vatan’a (Toprağa) dayalı kurulduğundan, 1921 Anayasası (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu)’na adı, “Türkiye Devleti” diye yazılmıştır. Cumhuriyet ilanıyla 1923 Anayasası’na,1961 Anayasası dahil, devletin şekli “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” diye geçmiştir.

“Türkiye Cumhuriyeti” bir kavramdır ve bu kavram devletin adıdır. “Türkiye” vatanı, “Cumhuriyet” ise idare şeklini ifade eder. Bu kavramı ifade eden iki kelimeden biri değiştirilirse anlam da değişir.

1980 darbesiyle kaldırılan 1961 Anayasası’na göre;

“Madde 1. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

“Madde 9. Devletin Şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki Anayasa hükmü değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”

1961 Anayasası’nda değiştirilemez hüküm sadece Cumhuriyettir. Bundan başka değiştirilemeyecek hüküm yoktur.

1982 Anayasası’nda, Birinci Kısım Genel Esaslar;

“Madde 1. Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

1961 Anayasası ile aynıdır.

1982 Anayasası’nı hazırlayan “Milli Güvenlik Konseyi” 1. Maddedeki “Türkiye Devleti” kavramı yerine Anayasanın Başlangıç ve başka maddelerinde hile-i şeriyye taktiğiyle “Cumhuriyet” kavramını değiştirmeden, devletin adını değiştirmek suretiyle, “Türk Devleti bir Cumhuriyettir”e dönüştüerek, maddenin anlamını sakatlamıştır.

“Türk Devleti” soyut bir kavramdır. Vatansız, topraksız bir devleti ifade eder. Olumlu açıklayıcı örnek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’dir.

“Kuzey Kıbrıs” toprağı, vatanı ifade eder. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Kuzey Kıbrıs çıkarılırsa, geriye kalan “Türk Cumhuriyeti” hiçbir şey ifade etmez.

Diyaspora olmuş PKK kadroları, “Türkiye Devleti” ve “Türkiye Cumhuriyeti” kavramlarını kullanmazlar. Bunun yerine, “Türk Devleti” ve “Türk Cumhuriyeti” kavramlarını kullanırlar. Çünkü, Türkiye toprağından parça talepleri vardır.

1982 Anayasası, Madde 66’ya göre, “Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.”

Dördüncü Bölüm, Siyasi Haklar ve Ödevler başlığı altındaki bu maddede; “Türkiye Devleti” yerine “Türk Devleti” maymuncuk olarak kullanılmış ve madde anlamsız hale getirilmiştir.

“Türk Devleti” deyince, arkasından gelen “Türk vatandaşı” soyut kavram olur. Vatanı olmayan devletin, vatandaşı da olmaz. Zaten böyle bir devlet yoktur. Burada “Türk Devleti” kavramı sahtekârlığa alet edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Sicil kayıtları çok sağlamdır. 1982 Anayasası’nın birçok yerinde ve bazı yasalarda “Türk vatandaşı” kavramı yazılmış olsa da, doğru uygulama bozulmamıştır.

Yaptığımız araştırmaya göre, Türkiye’de en az 48 çeşit Türkiye Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı (vatandaş olmanın kanıtı) olan “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı” vardır. Ama bir tane bile, “Türk vatandaşı” yoktur. Varsa, “sanal sahte vatandaş”tır.

1982 Anayasası, Madde 104’te Cumhurbaşkanı’nın görevleri sayılırken, “Yabancı devletleri Türk Devleti’nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,” diye yazılmıştır. Bir devletin iki adı (Temsilci gönderirken “Türk Devleti”, gelen temsilcileri kabul ederken “Türkiye Cumhuriyeti”) olur mu?


Hangisi doğrudur?

1) Türkiye Devleti / Türk Devleti

2) Türk Devleti’nin şekli Cumhuriyettir / Türkiye Devleti’nin şekli Cumhuriyettir

3) Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı / Türk vatandaşı

4) Türkiye Devleti’nin resmî dili Türkçedir / Türkiye Devleti’nin dili Türkçedir



Sınıfsız Toplum Platformu

Yemin Sorunu


Yasal alanda hak mücadelesinin yöntemi: Mevcut yasayı değiştirmek için o anda gücünüz yetmiyorsa işleyen yasanın gereğine (usulüne) uymak mecburiyeti vardır, fakat tepki gösterilecek ise o alanda mücadaleye devam olanağını yitirmeyecek şekilde olmalıdır. 

HDP Milletvekili Sayın Leyla Zana’nın tepkisinin içeriği doğrudur, yöntemi yanlıştır. Sayın milletvekilinin TBMM’ye gidip usulüne uygun yemin etmesi kanımızca doğru davranıştır. 

Yemin ettikten sonra, örnek olarak, « Söylemim ve mücadelem, Türkiye ulusunun (milletinin) güçlenmesi doğrultusunda olacaktır!.. » cümlesini Türkçe veya Kürtçe söyler ise, tepkisini eylemli ve doğru şekilde gerçekleştirmiş olur. 



Sınıfsız Toplum Platformu