Sayfalar

Selam olsun faşist diktatörlüğe karşı çıkanlara!..


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçtaroğlu’nun faşist diktatörlüğe karşı başlattığı Adalet yürüyüşüne katıldığımızı ilan ederiz.

Selam olsun, Sayın Kılıçtaroğlu’na, faşist diktatörlüğe karşı çıkanlara, 
hak hukuk adalet için direnenlere, bin defa, yüzbin defa selam olsun!..

Doğanın hakkı doğaya, insanın hakkı insana!..




Zeytin ağacı kalıcılıktır, yerleşikliktir


Bülent Şık 


Bilgeliğin, barışın, ölümsüzlüğün, bolluk ve bereketin simgesidir zeytin ağacı. Çeşitli dinlerde kutsal olarak nitelenen ağaçlardan biridir. Cennette iki ağaç olduğu rivayet edilir: “Gerçek Ağacı” olarak nitelenen incir ve “Hayat Ağacı” olarak nitelenen zeytin. 

Zeytin gerçekten de bir hayat ağacıdır. Her şeyden önce bir Akdeniz bölgesi ağacı olarak binlerce yıl boyunca Akdeniz’e kıyısı olan her uygarlığa hayat vermiş bir ağaçtır. Tüm dünyadaki 900 milyon zeytin ağacından yüzde 98’i Akdeniz bölgesinde bulunur. Georges Duhamel “Zeytin ağacının vazgeçtiği yerde Akdeniz biter” der. 

ZEYTİNİN ANAVATANI 

Zeytinin anavatanı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni de içine alan Yukarı Mezopotamya ve Güney Ön Asya bölgesi, özellikle de Mardin, Hatay, Suriye, Filistin ve Kıbrıs adasını içerisine alan bölge olarak kabul edilmekte. İnsanların dikenli, küçük meyveli yabani zeytin ağacı olan ve ülkemizde “delice” olarak adlandırılan “Olea europa oleaster”i aşılamalar yoluyla “ehlileştirilerek” daha az acı, daha bol ve daha yağlı meyve veren “Olea europa sativa”ya dönüştürmek için yaptıkları ilk çalışmaların milattan 4000 yıl önce başladığı düşünülüyor. 1

Türkiye zeytin ağacı varlığı açısında dünyada en önde gelen ülkelerden biri. TÜİK verilerine göre, zeytin ağacı varlığımız 2014-2015 sezonunda yaklaşık 169 milyon adede yükselmiş görünüyor. 

3573 SAYILI YASA 

İktidar partisi zeytinlik alanların statüsünü düzenleyen ve 1939 yılında çıkarılan 3573 sayılı yasada değişiklik yapılmasını sağlamak için uzun zamandır uğraşıyor. Bu yasa enerji ve maden yatırımı projeleri için zeytinlik sahalara ve haliyle o sahalarda oluşmuş doğal hayata ciddi bir koruma sağlıyordu. Ancak şu anda Meclis’te bu korumayı ortadan kaldıracak yeni bir yasa değişikliği önerisi görüşülüyor. 

Zeytinlik alanlara yasal güvence getiren 3573 sayılı yasada değişiklik yapılması daha önce altı kez gündeme gelmiş ancak değişiklik kamuoyundaki tepkiler sayesinde gerçekleştirilememişti. Şimdi yedinci kez Meclis gündeminde olan yasa değişiklik önerileri kabul edilirse zeytinlik alanlarımızı talan ve yağmadan koruyacak hiçbir yasa kalmayacak. Olağan şartlarda geçmeyecek ya da geçmesi zor olacak yasal düzenlemeler OHAL fırsat bilinerek geçirilmek isteniyor. 

7 Mayıs’ta Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı’nın hazırladığı raporlar temel alınarak ve yatırımların önündeki engelleri kaldırma iddiası ile hükümetin TBMM’ye sunduğu “Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” içinde zeytinlik alanların yasal statüsünü değiştiren çeşitli hükümler barındırıyor. Yine bir torba yasa içine çok hayati önem taşıyan konulardan biri sıkıştırılmış durumda. 

YASANIN KORUMASI KALKIYOR 

Zeytin ağaçlarının ya da zeytinliklerin yasal statüsünü düzenleyen ve şu an yürürlükte olan 3573 sayılı yasa, “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun” adını taşıyor. 

Çıkarılmak istenen yeni yasa ile 3573 sayılı yasada yer alan zeytin ağaçlarına ve zeytinliklere koruma sağlayan bazı hükümler ortadan kalkacak. Tasarı Meclis’te kabul görür ve yürürlüğe girerse ülkemiz zeytinlik alanları büyük zarar görecek. Zeytinliklerin ölümü anlamına gelecek bu yasa tasarısına mutlaka karşı çıkılmalı. 

YENİ YASANIN YOL AÇACAKLARI 

Bu yazı yazıldığı sırada Meclis’te görüşülmekte olan yasa tasarısı 76 maddeden oluşuyor. Tasarının 2, 3 ve 4. maddelerinde zeytincilikle ilgili düzenlemeler yer alıyor. Bu düzenlemeler ile neler değişecek maddeler halinde bakalım. 

1]  Şu an yürürlükte olan 3573 numaralı yasanın 9. Maddesinde dekar başına 10’dan az ve 15’ten fazla ağaç olmayan yerlerdeki delice zeytinleri aşılayarak ıslah edeceklere destek verileceği belirtiliyordu. Yani sayısı 10 ile 15 arasında bulunan zeytinliklerde aşılama yolu ile zeytin üretimi yapmak isteyen köylüye aşılama çalışmaları yapacaksa devlet belli bir destek sağlıyordu. Burada kritik olan şu: Zeytinliklerde dekar başına genellikle 10-12 ağaç olur. Bir dekara 15’ten fazla ağaç sığdırmak zordur. Ege’de, Akdeniz’de az sayıda zeytin ağacı içeren zeytinliklerde yaşı yüzlerce hatta binlerce olan zeytin ağaçlarına rastlamak çok mümkündür. 

Getirilmek istenen torba yasada ise dekar başına en az 15 ağaç bulunmayan yerler zeytinlik olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla küçük çiftçilere zeytin üzerinden verilecek devlet desteği kalkacak. Küçük çiftçi ya da aile çiftçiliği dünyanın her yerinde gıda güvencesinin temelini oluşturur. Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde zeytinlik alanlar çok. Bu bölgelerdeki zeytinlik alanlar küçük çiftçilerin elinde. Yasa çıkarsa zeytinlik alanları ve doğal çevreyi korumak olanaksız hale gelecek. 

Ancak bu maddede yapılmak istenen değişikliği tasarının 4. maddesinde yer alan bir hüküm ile birlikte değerlendirmek gerekiyor. Yürürlükteki yasada “İzinsiz zeytin ağacı kesenlere üç ay hapis cezası” öngörülüyordu. Bu hüküm şu sıralar Meclis’te görüşülen yasa değişikliği önerisinde “Zeytin ağacını izinsiz kesenler veya sökenlere ağaç başına 2 bin TL idari para cezası verilir” şeklinde değiştirilmek isteniyor. 

4. maddede yer alan bu değişiklik önerisi, dekar başına 15 ağaçtan az zeytin içeren yerler zeytinlik sayılmayacak hükmü ile birlikte düşünüldüğünde bir zeytinlik alanda bulunan ağaçları kesmek ya da sökmek suretiyle sayısını azaltarak o alanı zeytinlik alan statüsünden çıkarmanın mümkün hale gelebileceği görülecektir. Dolayısıyla herhangi bir inşaat yatırımı ya da imar değişikliği için parasını vererek ağaçları kesmek ya da sökmek yasal bir dayanak kazanıyor. Bu değişiklik zeytinlik alanların imara açılması, inşaat vb. yatırımların yapılmasını çok kolaylaştırıyor. Özellikle de Ege ve Akdeniz gibi zeytinlik alanları bol, deniz manzarası olan “güzel” yerlerde! 

2]  Değişiklik önerisinde yer alan 2. maddede “Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu” oluşturulması öngörülüyor. Zeytin alanlarında yapılacak inşaat, enerji yatırımları ya da bu alanların imara açılması ve sanayi tesisi kurulması gibi konulara illerde valilik başkanlığında kurulacak ve dokuz kişiden oluşacak bu kurul karar verecek. 

3]  Yasa değişikliğinin 3. maddesi 3573 sayılı yasanın 14. maddesini değiştiriyor. 14. Maddede “Zeytinliklere her çeşit hayvan sokulması, yerleşim sahaları hariç, zeytin sahalarına en az bir kilometre yakınlıkta koyun ve keçi ağılı yapılması yasaktır” hükmü yer alıyor ve bu hükme uymayanlara 1 ay ile 3 ay arasında hapis cezası verilebileceği belirtiliyordu. 

Bu hüküm “Zeytinlik sahalarda her çeşit hayvan otlatılması yasaktır. Zeytinliklerde hayvan otlatanlara 5 bin TL idari para cezası uygulanır” şeklinde değiştirilmek isteniyor. 

4]  Yasa değişikliğinin kanımca en önemli maddesi 4. Madde. Bu madde ile 3573 numaralı kanunun 20. maddesinde değişiklik yapılıyor. 

20. maddede şu hüküm yer alıyordu: Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın iznine bağlıdır. 

Görüldüğü gibi bu hüküm bir zeytinlik alanda kimyevi atık oluşturmayan bir zeytinyağı işletmesi veya benzeri bir başka gıda işletmesi haricinde herhangi bir inşaat ya da sanayi yatırımına izin vermiyordu. 

Meclis’e sunulan yasa değişikliği tasarısında ise yukarıdaki cümlenin bir benzeri dile getirildikten sonra “ancak” diye başlayan bir cümle var ve şöyle deniliyor: 

Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az üç kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyasal atık oluşturacak tesis yapılamaz ve işletilemez. Ancak, alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilir. 

Özetle zeytinlik alanlarda yapılacak her türlü yatırıma Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir ve bakanlık bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilir deniliyor. Böylece illerde bürokratlardan oluşturulacak “Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu”nun kararı ile zeytinlik alanlara her türlü yatırımı yapmak olanaklı hale getiriliyor. 

Kurulun zeytinlik sahası bulunan her ilde valinin başkanlığında Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nın ildeki en üst düzey temsilcileri olan il müdürleri ile ziraat fakültesi ve ziraat odaları ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı araştırma enstitüsünden birer üye olmak üzere dokuz kişiden oluşması öngörülmüş. 

HUKUKİ İTİRAZ YOLLARININ TIKANMASI 

Hukuki itiraz yollarının tıkandığı, işlemediği ülkemizde bürokratlardan oluşan bir kurulun yatırım izni veya onayı gibi konularda doğa, çevre ya da yaşam hakkını savunan kararlar alması mümkün değil. 

Yapılacak bu değişiklikle enerji, madencilik, petrol ve doğalgaz arama işletme faaliyetlerinin yanı sıra zeytinlik alanların imara açılmasına ildeki bürokratlardan oluşan bir kurul kararı ile izin verilmesinin önü açılıyor. Bölge sakinlerinin veya herhangi bir meslek odası ya da sivil toplum örgütünün itiraz yapması daha baştan olanaksız kılınmak isteniyor. 

Şu an yürürlükte olan 3573 sayılı yasa zeytinlik alanlarda yapılan ya da yapılması düşünülen madencilik ve enerji yatırımlarına karşı çıkmak için önemli bir dayanak oluşturuyordu. Yasa bu tip yatırımları yapmak isteyen çıkar gruplarının bakış açısından yatırımlara bir engel, doğaseverlerin bakış açısından ise doğal hayat ve zeytinlikler için bir koruma oluşturuyordu. Örneğin Yırca’da yapılmak istenen termik santral inşaatı zeytinlik alanlara zarar verdiği gerekçesi ile engellenebilmişti. Yapılan değişiklik ile artık bu tip yatırımlar önünde hiçbir yasal engel kalmıyor. 

3. ve 4. maddelerde yer alan değişiklik önerileri birlikte ele alındığında zeytinlik alanlara hayvan sokmanın yasak olduğu ama her türlü sanayi yatırımı, kimyasal atık oluşturacak tesis ve inşaat yatırımı yapmanın serbest kılındığı görülüyor. 

Rant, kâr, çıkar uğruna ülkemizin doğal hayatı mahvediliyor. Yaratacağı sakıncalar, uzun vadede doğuracağı daha ciddi sorunlar dikkate alınmadan, bunlar akla bile getirilmeden yıkıcı sonuçlar yaratacağı daha bugünden belli olan hukuki düzenlemeler yapılmasına ne rasyonel ve ne de ahlaki bir gerekçe bulabilmek olanaklı değil. 

Hayat dediğimiz şeyin sadece biz insanlara ait olmadığı, bir ülkede yaşayan insanların sağlık ve esenliğinin en temelde toprağı, bitkisi, hayvanı ve börtü böceğiyle o coğrafyada hayat dediğimiz örüntüyü oluşturan her canlının varlığına sağlık ve esenliğine de bağlı olduğunu söylemenin, anlatmanın herhangi bir muhatabı kalmadı siyasal iktidar ve kadrolu destekçilerinde. 

İktidar bloğu tartışma, itiraz ve hukuki mücadele yollarını kapatırken ülkenin geleceğini ne kadar tehlikeye attığının da hiç farkında değil; ya da hiç umursamıyor. AKP’nin siyasal programı her şeyi tükettiğimizde, kirlettiğimizde ya da yaşanmaz hale getirdiğimizde başka bir yere göçeriz ana fikrine yaslanıyor... 

Zeytin gibi kalıcılığın, yerleşikliğin simgesi bir ağacın bu hoyrat ruhlu iktidarın hedefi olması boşuna değil. 



-----------------
1 Artun Ünsal, Ölmez Ağacı’nın Peşinde: Türkiye’de Zeytin ve Zeytinyağı (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2006).



KİMDİR?

Bülent Şık; 22 Kasım 2016 tarihli 676 sayılı KHK ile ihraç edildi. Gıda mühendisi. Çevre dostu analiz yöntemleri geliştirilmesi üzerine doktora yaptı. Akdeniz Üniversitesi’nde Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nde öğretim üyesiydi. 2009-2016 tarihleri arasında faaliyete geçmesini sağladığı Akdeniz Üniversitesi bünyesindeki Gıda Güvenliği ve Tarımsal Araştırmalar Merkezi’nde çalıştı. Gıdalarda ve sularda pestisitler, antibiyotikler; ağır metaller, PAH gibi toksik kimyasal maddelerin kalıntılarının belirlenmesi üzerine çalışmalar yaptı. 2012-2016 yılları arasında Sağlık Bakanlığı tarafından koordine edilen Antalya bölgesi, Ergene Havzası ve Kocaeli ili Dilovası bölgesindeki sularda ve o bölgelerde yetiştirilen gıda ürünlerinde kanserojen etkili kimyasal maddelerin varlığının belirlenmesine yönelik araştırma projelerinde yürütücü ve araştırmacı olarak görev aldı; o bölgelerin pestisit, ağır metaller, poliaromatik hidrokarbonlar gibi bazı kanserojen kimyasallar açısından kirlilik haritasının çıkarılması işine katkıda bulundu. Sağlık Bakanlığı, büyük ölçekli bu halk sağlığı çalışmasından elde edilen sonuçları açıklamamıştır. 


Cumhuriyet  >>   Akademi    31 Mayıs 2017  Çarşamba 




OYUN–ENTRİKA–KUMPAS DEVAM EDİYOR!..


Halk oylaması Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında Yüksek Seçim Kurulu sorumluluğunda ve hakemliğinde yapıldı. YSK siyasî iktidarla bütünleşerek hem oynatıcı ve hem de oyuncu durumuna düştü.

Bir tarafta Evet diyen oynatıcı ve oyuncu olan iktidar cephesi, diğer tarafta Hayır diyen ve sadece oyuncu olan muhalefet cephesi vardır.

AKP iktidarı devlet gücünü ve olanaklarını haksız olarak kullanmak suretiyle, halk oylaması sürecinde her türlü hukuksuz baskı şiddet zorbalık yöntemlerini öne çıkartarak ve rüşvet dağıtarak, Evet lehine propaganda yürüttü.

Halk oylamasında tek sandık vardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ehil vatandaşları yurtiçinde ve yurtdışında yüzbinlerce sandıkta oy kullanmış olsalar da bütün sandıklardaki oylar aynı nitelikte olduğu için sayıları da tek sandıkta toplanır. Geçersiz oylar ayıklanır, Evet ve Hayır oyları sayılarak ayrılır, sonuç açıklanır. Yarıdan bir veya daha fazla oy alan taraf kazanır.

Yurtdışındaki tüm sandıklarda sandık kurulu mühürü olmayan oylar geçersiz sayıldı. Yurtiçindeki sandıkların bir kısmında sandık kurulu mühürü olmayan oylar geçersiz sayıldı. Bir kısım sandıkta ise, mühürlü ve mühürsüz oylar geçerli sayıldı. Ayrıca, mühürsüz oyların da geçerli sayılacağı kararı oy verme süreci devam ederken açıklandı.

Ayrı nitelikteki oylar bir sandıkta toplandı. Bırakalım hukukun üstünlüğünü, hukuk veya kanun devleti olmayı, mevcut durum insan aklına aykırıdır. Sadece bu gerekçe bile seçimin iptal edilmesi için tek başına yeterlidir. 

Daha önemlisi, halk oylamasından bir hafta önce İstanbul Borsası’nda bir milyar dolara yakın değerde hisse alımı yapılarak, Borsa 100 endeksinin % 3 oranında yükselmesi ve bazı bankaların hisse değerlerinin % 5-6 oranında artması sağlanmıştır. Halk oylaması sonucunu Evet lehine çevirmek için yapılan bu işlem, manipülasyon olmaktan ötedir, suç olan spekülasyon kapsamına girmektedir.

Alım işlemlerinin yapıldığı günlerde doların değeri anlamlı bir şekilde artmadığından, alımlarda ya Türkiye Varlık Fonu marifetiyle TCMB veya kayıtdışı (kara para) kullanıldığı açığa çıkmıştır. 

Sonuç itibariyle, finans oligarşisi “haraç” olarak aldığı 1,5 milyar dolar ile birlikte borsada hisse senetlerinin değer artışından elde ettiği fiftik kâr nedeniyle bir hafta içinde milyarlarca dolar kazanmıştır. Bu kazancın yanında AKP iktidarının küçük esnafa verdiği krediler ve babaannelere veya anneannelere dağıttığı paralar çekirdek parası bile değildir.

Dört büyük bankanın 2017’nin ilk çeyreğinde kârlarının % 45 civarında artması, yukarıda belirtilen borsa işlemini açıklayan yeterli kanıttır.

Asıl önemli olan, halk oylaması sonucunu kendi lehine çevirmek ve ne olursa olsun kazanmak üzerine kurulan kumpastır.

1) Yukarıda belirtilen yaptırımlar halk oylamasında kazanmaya yetmez ise, kazanmak için ne yapmalı?

2) Muhalifler halk oylamasında kazanırsa, iktidarın kazanması için ne yapmalı?

Halk oylaması sonuçları açıklandı. Açıklamaya göre % 51,4 – % 48,6 oranında Evet diyen iktidar cephesi kazandı.

Bizim gücümüz sonucu değiştirmeye yetmez. Görevimiz, oynanan oyunu, yapılan entrikayı, kurulan kumpası, açıkça  ortaya çıkartmaktır.

Muhalefet “Seçim iptal edilsin!..” diye itiraz ediyor. Biz de sonuna kadar bu itirazın yanındayız.

Muhalefet daha aktif yasal eylemler yaparak iktidarı köşeye sıkıştırıp çaresiz bıraksaydı, iktidar ve dolayısıyla YSK ne yapacaktı?

YSK hemen toplanacaktı, açıkladığı halk oylaması sonucunu oybirliği ile iptal edecekti, mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verecekti.

Görülen o ki, muhalefet de bu kararı kabul edecekti.

YSK hiçbir hile hurda çalma çırpma usulsüzlük yapmadan oyları muhalefetin gözetimi denetimi altında yeniden sayacaktı. Doğaldır ki sonuç, açıklanmış ve iptal edilmiş sonuçtan farklı çıkacaktı. Açıklanacak sonuç % 55 Evet – % 45 Hayır olacaktı. Yine iktidar kazanacaktı. Muhalefet oy hırsızı olmakla suçlanacaktı.

1950’li yıllarda İstanbul’da “Yazı mı, Tura mı?..” oyunu oynatan kişiler vardı. Bunlar, biri oynatıcı ve ikisi çömez olmak üzere üç kişilik ekipten oluşurdu. Amaçları, göç nedeniyle Anadolu’dan İstanbula gelmiş saf insanların parasını kumpas kurup hile yaparak çalmaktı, çarpmaktı, ütmekti, söğüşlemekti.

“Yazı mı, Tura mı?..” oynatan kişide, iki tarafı da yazı veya tura (tuğra) olan iki metal para vardır. Çömezlerin görevi, oyuncu toplamak ve oyuncuların oyuna tekli sayıda (1-3-5-7- gibi) veya bir tarafa yığılacak şekilde katılımını sağlamaktar.

Oynatıcı kişi “Yazımı, Tura mı?..” diye sorar. “Yazı!..” diyenler bir tarafa ve “Tura!..” diyenler diğer tarafa geçer. “Yazı!..” diyenler çoğunluktaysa, oynatıcı kişi ikitarafı tura olan metal parayı havaya atar ve  yakalalayıp elinin üstüne koyar, diğer eliyle üzerini örter, oyuncuların dikkatini çektikten sonra elini paranın üstünden kaldırır. İki tarafı da tura olan parayı attığı için, tura gelmiştir. “Tura!..” diyenler çoğunlukta olursa, iki tarafı da yazı olan para atılacaktır ve yazı gelecektir.

Oyuncuların sayısı ve bir yana yığılması ne olursa olsun, yazı tura oynatan hep kazanır.

Çünkü:

1) Oyunda kullanılan iki para vardır, birinin iki tarafı yazıdır, diğerinin iki tarafı turadır.

2) Paranın hileli olduğunu ve oyunda hile yapıldığını, oynatıcı ve çömezleri bilir, oyuncular bilmez.

Gelelim asıl meseleye. Kumpasın oyun alanı; daha önce muhalefetin belediye başkanlığı kazandığı ve oy potansiyelinin % 59 – % 85 oranında olduğu yerler;

İstanbul (Adalar % 73 – Avcılar % 59 – Bakırköy % 77,7 – Beşiktaş % 82,9 – Kadıköy % 80 – Çatalca % 60,2 – Maltepe % 61 – Sarıyer % 59 – Beylikdüzü % 59 – Silivri % 59,8); Ankara (Çankaya % 78 – Yenimahalle % 58); Bursa (Mudanya % 62 – Nilüfer % 62); Hatay (Arsuz % 76,7 – Defne % 93 – Samandağı % 92,3); Antalya (Konyaaltı % 73); Sivas (Divriği % 71 – İmranlı % 63); Balıkesir (Ayvalık % 73,9); İzmir % 68,8 ; Muğla % 74,4 ; Şırnak % 75,5 ; Edirne % 70,6 ; Tekirdağ % 70,6 ; Mersin % 64 ; Diyarbakır % 67,6 ; Tunceli % 81,7

YSK’nın 16.04.2017 tarihli öğleden önce aldığı 559 sayılı Karar; mühürsüz oylar geçersizdir.

YSK’nın 16.04.2017 tarihli öğleden sonra aldığı 560 sayılı Karar; mühürsüz oylar geçelidir.

Bu kararlar, YSK ve çömezleriyle sandık başkanı ve çömezlerinin elinde iki tarafı da yazı veya tura olan hileli para gibidir.

Halk oylaması itiraz üzerine yeni bir karar alınarak açıklanmış sonuç iptal edilirse, mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verilirse, kumpas kurulan alanda kullanılan mühürsüz geçersiz oyların % 70’i muhalefetin olacaktır. Burada % 70 – % 30 sonuç belirleyici orandır.

YSK 06.04.2017 tarihinde saat 12.00’de aldığı 560 sayılı kararı değiştirebilir mi? Aynı tarihli 559 sayılı kararı nasıl değiştirdi ise, 560 sayılı kararı da aynen öyle değiştirebilir. “Sehven yazılmıştır” veya “yazımda hata olmuştur” gerekçesiyle değiştirilmesinin mümkün olduğunu, biz söylemiyoruz, YSK üyesi söylüyor.

Zaten kumpası kuranlar, 559 ve 560 sayılı kararların gerekçelerini karmaşık ve zor anlaşılır biçimde yazmıştır, illüzyonu ve karmaşıklığı artırmak için “Evet” mühürü hikâyesini katmıştır. Ayrıca, sandık kurulu mühürü öne basılmış, arkaya basılmış, öne çıkmış, gibi ıvır zıvır şeyleri karmaşık cümlelerle yazarak 298 sayılı yasanın 101’inci maddesini ve 131/1 sayılı genelgeyi sulandırmıştır.

Mühürsüz oyların azlığının veya çokluğunun önemi yoktur. En alt tabanı bulduktan sonra, mühürsüz oylar çoğaldıkça, sonradan mühürlenen oyların sayısı artar. Lakin, sonuç değişmez, oran değişir.

Kumpas kurulan alan muhalefetin ortalama % 70 ve iktidarın % 30 oy aldığı  iller ve ilçeler olduğu için; bu orandan ve açıklanan toplam oy sayısından, iktidarın ve muhalefetin aldığı oylar arasındaki farktan  hareket ederek, 478 oy hata payı ile, en alt taban olan 3.447.000 sayısını hesapla tesbit ettik.

İllerde ve ilçelerde bu sayının altına inmemek koşulu ile daha fazla sayıyı hesaba katmak, oy oranını yükseltir ama kazananı değiştirmez. Bu nedenle yuvarlama yaparak hesabımızda 4.000.000 sayısını alacacağız.

Muhalefet itiraz edince, YSK mühürsüz oyları geçersiz saydığında;
25.157.463 Evet + 23.779.141 Hayır = 48.936.004 geçerli oy olduğu,
25.157.463 – 23.779.141 = 1.378.322 fark ile Evet kazandığı görüldü.

4.000.000 mühürsüz geçersiz oy dağılımı;

4.000.000 x 0,30 = 1.200.000 mühürsüz geçersiz Evet oyu
4.000.000 x 0,70 = 2.800.000 mühürsüz geçersiz Hayır oyu

25.157.463 – 1.200.000 = 23.957.463 geçerli Evet oyu
23.779.141 – 2.800.000 = 20.979.141 geçerli Hayır oyu  

23.957.463 + 800.000 (İlk sayımda mühürsüz olan, arkası mühürlenince geçerli sayılan Evet oyları) = 24.757.463 Evet

24.757.463 (Evet) + 20.979.141 (Hayır) = 45.736.604 (yeni geçerli oy),
24.757.463 – 20.479.141 = 3.778.322  oy farkıyla Evet kazanır!

24.757.463 ÷ 45.736.604 = % 54,13  Evet,
20.979.141 ÷ 45.757.604 = % 45,86  Hayır olur.

Muhalefet kazansaydı, iktidar itiraz edecekti. YSK mühürsüz oyların geçersiz olduğuna ve oyların yeniden sayılmasına karar verecekti.

Bu durumda; 

25.157.463 Hayır, 23.779.141 Evet, 48.936.604 geçerli oy olsaydı;

4.000.000 mühürsüz oy dağılımı (4.000.000 x 0,70 = 2.800.000 Hayır, 4.000.000 x 0,30 = 1.200.000 Evet) sonucu değiştirecekti;

25.157.463 (Hayır) – 2.800.000 (Geçersiz) = 22.357.463
23.779.141 (Evet) – 1.200.000 (Geçersiz) = 22.579.141 olacaktı.

Mühürsüz oylar geçerli sayıldıktan sonra Evet oylarının arkasının mühürlenmesi, oyların yeniden sayılabileceğinin kanıtıdır. Geçerli sayılmış oyların sonradan mühürlenmesinin başka bir mantığı yoktur.

YSK Başkanı doğru söylüyor. “Filigramlı olmayan sahte oy sandıklara girmemiştir!..” diyor. Yani “Bizden başka hile yapan olmadı!..” diyor. Ama filigramlı geçersiz Evet oy pusulası arkasına sandık kurulu mühürü basılınca (canlı görüntüleri vardır) geçerli olmuştur. Bu işlem, filigramlı sahteciliktir.

Adamlar diyor ki, Türk parasında olduğu gibi oy pusulasında da sahteciliği önlemek için filigram vardır, filigram asıldır. Bu bir kıyasımukassim yapmaktır. Türk parasında filigram vardır ama, filigramlı paranın üzerinde TCMB Başkanı’nın imzası yoksa o para geçerli olmaz.

Ayıptır, doğru dürüst hakim olan kıyasimukassim yapmaz.

Biz insaflı davrandık. Türkiye genelinde 800.000 Evet oyunun arkasının mühürlendiğini kabul ettik. Sandık başına 5 oy düşüyor.

Sonradan mühürlenme işi, her sandıkta yapılmadı, muhalefetin güçlü olduğu illerde ve ilçelerde yapıldı.

22.579.141 + 800.000 (Geçersiz olduğu halde sonradan arkası mühürlenerek geçerli sayılan Evet oyları) = 23.379.141 Evet,
22.357.463  Hayır

Yeni genel geçerli oy sayısı;  
23.379.141 + 22.357.463 = 45.736.604
23.379.141 – 22.357.463 = 1.021.678 fark ile yine Evet kazandı!..

23.379.141 ÷ 45.736.604 = % 51,1  Evet,
22.357.463 ÷ 45.736.604 = % 48,9  Hayır!

Kumpas nasıl çalıştı?

Kumpas, iktidarın emriyle YSK üyesi üç kişi ve bir de çömez olmak üzere dört kişi tarafından kuruldu. Bunlar baş oynatıcıdır. YSK üyesi üç kişi, 16.04.2017 tarihli üç kararı ve gerekçesini hazırladı (559 sayılı karar, 560 sayılı karar, oylamadan sonra devreye girecek olan itirazlara verilecek cevap ve gerekçeler).

YSK bu kararlar ile ilgili emir ve talimatları il ve ilçe seçim kurulları marifetiyle sandık kurulu başkanlarına sözlü olarak iletmekle en büyük oynatıcı olduğunu belli etmiştir. Sandık kurulu başkanları, sandık başında ve çevresinde Başbakan’dan daha yetkilidir. Sandık kurulu üyeleri, sadece verilen işleri yapar, tutanakları tutar, itirazı varsa şerh koyar, yardımcı oynatıcıdır.

Kumpas alanı olarak ağırlıkla muhalefetin çok güçlü olduğu iller ve ilçeler seçilmiştir.

Sandık kurulu başkanları halk oylaması başlamadan önce mühürsüz oyların geçerli olacağını bilmektedir. Oylama başladığı andan itibaren çömezleriyle birlikte seçmenlerin eline mühürsüz oy pusulası verildiği bazı bölgelerde açığa çıkmıştır.

Oynatıcıların en büyük kozu, mühürsüz oyların geçerli olacağını bilmesidir. Oy kullanacak vatandaşların bunu bilmemesidir.

Sonuç :

1) Bu kumpas, içeriği aynı olmakla beraber farklı biçimde kulanılmaya devam edecektir.

2) İktidarın hedefi nehirin ötesindedir. İktidar hedefine ulaşmak için köprü yapmıştır. Halk oylaması mücadelesinde muhalefetin önüne aşılmaz dağ koymuştur. Muhalefet cephesi, aşılmaz dağı delmiştir ama, köprüyü yıkamamıştır.

3) Muhalefet cephesinin önündeki görev, iktidarın hedefine ulaşmasını engellemek için köprüyü yıkmaktır. Yeni hedefe göre, yeni strateji ve bu stratejiyi uygulamak için yeni kadrolar şarttır.


Sınıfsız Toplum Platformu