Sayfalar

CHP Genel Başkan Adayı Özgür Özel BBC Türkçe’ye konuştu: İYİ Parti’yle ittifak yapmayıp karşılıklı kaybettirmek harakiri olur

Ayşe Sayın

Ankara, BBC Türkçe @aysesayin

11 Ekim 2023


CHP’nin 4-5 Kasım’da yapılacak 38. Olağan Kurultay’da Genel Başkan Adayı olan Grup Başkanı Özgür Özel, göreve seçilmesinin ittifaklar için yeni bir müzakere zemini yaratacağını söyledi. Seçimlere kendi adaylarıyla girme kararı alan İYİ Parti ile de “beyaz bir sayfa” açacağına inandığını belirten Özel, “İYİ Parti’yle ittifak yapmayıp karşılıklı kaybettirmek harakiri olur” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, seçim sürecinde parti kurullarını devre dışı bırakarak önemli kararları “danışmanlarla” aldığı eleştirisi yönelten Özel, partide bu anlayışı değiştireceğini belirtti. Özel, “Kayıt dışı siyaseti reddettiğimiz bir süreç başlayacak” diye konuştu.

Özgür Özel, BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı, kurultay öncesi ve sonrasına ilişkin hedeflerini anlattı.

BBC Türkçe: CHP İstanbul İl Kongresi’nden çıkan sonucu nasıl okudunuz? Kim kazandı, kim kaybetti? 

Özgür Özel: Umut kazandı, gençlik kazandı. 6 yıldır ilçe başkanlığı tecrübesi olan bir aday, nasıl daha iyi yöneteceğini anlatarak kazandı. “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” sözü çok söyleniyor. Ama ben şu açıdan çok önemsiyorum: İstanbul, Türkiye’nin önemli bir örneklemi. Bizim delegemiz açısından da her 6 delegenin biri İstanbul’dan seçilip geliyor. 

Bunun niceliksel, sayısal öneminin dışında, Türkiye’yi temsil eden bir yapısı da var. Çünkü, her şehrinden insan var, delege var. İstanbul’da gençliğin, umudun kazanması, ili nasıl daha iyi yöneteceğini, nasıl başarılı olacağını anlatan bir adayın kazanmasını ben önemsiyorum.

Bunun kurultaya da bu içerik ve nitelik açısından bir yansıması olacağını düşünüyorum. Diğer taraftan, İstanbul Kongresi sırasındaki bazı sözlerin, söylemlerin yaklaşımların partiye zarar verir nitelikte olduğunu gördüm ondan da üzüldüm.

‘İstanbul, Anadolu’da ciddi hareketlenme yarattı’

Tabii geçen bir kurultaydan sonra geriye dönüp eleştiri yapmayı çok doğru bulmam ama İstanbul Kongresi aslında kurultay havasında geçen çok sesliliğin olduğu, zaman zaman ufak tefek tansiyon yükselmeler olsa da büyük bir olgunlukla geçen bir kongre oldu.

Bazı kullanılan ifadeler, bütün partilerle birlikte beni de üzdü ama genel olarak İstanbul Kongresinin seyrinden de, sonucundan da memnunuz, mutluyuz. Bir psikolojik önemi var İstanbul Kongresinin.

Dikkatimi çeken bir yorum oldu. Ben, “Bundan sonraki kongrelere de etki eder” deyince bir arkadaşımız, “Yapılmış kongrelere bile etki eder” dedi. Gerçekten de kongre tamamlandığından itibaren, İstanbul’dan Anadolu’ya doğru esen bir rüzgar var ve beklediğimizin de ötesinde Anadolu’da ciddi bir hareketlenme yaratmış durumda.

Bir yandan da değişim, gençleşme dendiğinde, CHP Genel Başkanlarının yaş skalasına bakıldığında, acaba bir gencin bu göreve gelmesi parti tarafından bu kadar kolay benimsenir mi diye düşünen bazı arkadaşlar vardı. Özgür Çelik 44 yaşında. Kongre, değişim rüzgarlarının gençleşmeyle ilgili karşılık bulduğunu gösteriyor. 

'İstanbul Kongresi sonucu, bizi destekleyen kitleyi daha da bütünleştirdi'

BBC Türkçe: İstanbul’da değişimcilerin desteklediği Özgür Çelik’in seçilmesi, kendi adınıza umudunuzu artırdı mı? Tüm değişim isteyenlerin oyunu alabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Özgür Özel: Tabii değişim isteyen herkesin, bir tek adayda birleşmesi, adayın kimliğinden bağımsız olarak, çok beklenen bir şey değildir. Bana beklediğimin üzerinde, azımsanmayacak bir destek var. Kurultay yaklaştıkça, değişim kanadında bir konsolidasyon, bir araya gelmenin arttığını görüyoruz.

Ama başta değişim deyip, bu değişimi bizim ortaya koyduğumuz anlayış, vizyon, tutum ve kadro hareketinden liderin değişimi ve “O değişen kadroda ben de kendime yer bulamam” diye düşünüp de bu süreçte bize kendini çok yakın hissetmeyenler de var ve onlar farklı düşünüyorsa, buna da saygı duymak gerekiyor.

Ama İstanbul Kongresi’nden ve Türkiye’nin dört yanından alınan sonuçların, bizi destekleyen kitleyi daha da bütünleştirdiğini görüyoruz.

CHP İstanbul İl Kongresi ile değişimcilerin umudu arttı: “Genel Merkez eskisi kadar rahat değil”

10 Ekim 2023 

CHP’nin 4-5 Kasım’da yapılacak 38. Olağan Kurultayı’nın “provası” olarak görülen 

İstanbul İl Kongresi, değişimcilerin desteklediği Özgür Çelik’in zaferiyle sonuçlandı

‘Kayıt dışı siyaseti reddettiğimiz bir süreç başlayacak’

BBC Türkçe: Özgür Özel seçildiğinde farkınız ne olacak, neler değişecek partide?

Özgür Özel: Partinin siyaset yapış biçimi değişecek. Özellikle ilk baştan beri söylediğimiz, son dönemde CHP’nin maalesef, “Üzüm üzüme baka baka kararır” sözünü doğrularcasına siyasi rakiplerinin parti yönetiş biçimine benzemeye başladığını gördük.

Genel Başkanın ilk kurultayında ben delegeydim. 41 maddelik bir taahhütleri vardı ve önemli bir kısmını alkışlayarak onaylamıştık hep beraber. Bu konuda Genel Başkanın partiye aldırdığı bir mesafe var.

Ama son yıllarda CHP’de, AKP’yi nasıl yeneceğiz derken biraz onun yönetim biçimine benzeme var. Örneğin, atanmışların, seçilmişlerin önünde olduğu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne itiraz ediyoruz. Genel Merkez’de de seçilmiş MYK’nın (Merkez Yönetim Kurulu) haberi olmadığı ama çok kritik kararların danışmanlarla alındığı bir süreci yaşadık.

Biz gelir gelmez, ilk olarak, atanmışların sadece danışman sınırlarına çekildiği, partinin seçilmişlerle yönetildiği, enine boyuna müzakere edildiği bir süreci başlatacağız.

Ve hep birlikte partinin duracağı yeri doğru tarif edeceğiz. Birlikte kazanmak için edilgen, fazlaca taviz veren, hatta kendi sınırlarını kabullenmiş, -hatta ben onu başının üzerinde görünmez cam tavan var diye tarif ettim- yüzde 25’e ikna olmuş kendini büyütmek yerine ittifakı büyütmek üzerine bir kurgulama var.

Yüzde 50 artı 1 sistemi varken ittifaklar olmalı. Ama seçimin ertesi gün adeta birbirine göbeğinden bağlanmış koşucular gibi bir ittifakın herkesi sınırladığı, herkesi kendi kimliğinden uzaklaştırdığını görüyoruz. Oysa ki serbestçe koşmak, zamanı gelince ittifak yapmak lazım, finişe yakınken el ele tutuşmak lazım.

CHP’deki en büyük sıkıntı, belli açılımların, kararların yeterince tartışılmadan, içselleştirilmeden ve örgüt tarafından benimsenmeden, partililerin kamuoyuyla aynı zamanda, televizyonlardan haberdar olması. O yüzden bütün kararların ortak alındığı, benimsendiği ve kayıt dışı siyaseti reddettiğimiz bir süreç başlayacak.

Bir de parti binalarında fotoğraflarımın asılmasını istemeyeceğim. Atatürk’ün önceki genel başkanların fotoğrafları elbette il binalarında olabilir. Ama tek başıma, liderliğimi tescil edercesine nitelikte bir fotoğraf astırmayacağım. Ama il yönetimleriyle, gençlik, kadın kollarıyla birlikte neşeli fotoğraflarımızı asarlarsa itiraz etmem.

BBC Türkçe: Partinizin içinde sizlere dönük, “Bu eleştirileri, bu hatalar yapılırken niye itiraz etmediniz” diye eleştiriler var…

Özgür Özel: İtiraz edilmediğini söylemek bana da birçok arkadaşa da haksızlık olur. Örneğin başörtüsüyle ilgili kanun teklifini grubumuz Genel Başkanın videosundan öğrendi. Ben de duyuru yapmak üzere 1 saat kadar önce öğrendim. İlk duyduğumda, bunu yapmayalım, karşıdan anayasa değişikliği hamlesi gelir, diye söyledim ama zaten video çekilmişti, yayınlanmıştı. Veya dokunulmazlıklar konusunda yaptığım itiraz... 39 milletvekilliğinin verilmesi konularında itirazlarım oldu.

Ama bunları kabul ettiremediğinizde, “Kamuoyunun önüne çıkıp niye tartışmadınız?” derseniz, demokratik merkeziyetçiliğin gereği içeride tartışıp bir bütün olarak durmak gerekiyor.

Seçimlere 70-80 gün kala partinin grup başkanvekilinin genel merkezi eleştirdiği durumda, seçim kaybından siz sorumluydunuz eleştirileriyle muhatap olurduk. Biz içeride var gücümüzle itiraz ettik tartıştık, eleştirdik, ama partiyi kamuoyunda tartıştırmadık.

‘Kan kusuldu, kızılcık şerbeti içildi’

Türkiye’nin sürekli bir seçim atmosferinde tutulması veya kalması bu konuda itirazların bir sosyal demokrat partide olması gereken kadar çok dillendirilmemesine sebebiyet verdi. “Aman referandum var, tartışmayalım”, “Baskın seçimler var, yerel seçim var; Cumhuriyetin 100. Yılı, seçim çok kritik tartışmayalım” denildi.

Şimdi o kararları alanlar, bugün itirazlarını dile getirenlere, “Niye partiyi kamuoyunda tartıştırmadın?” diyor. Biz, kamuoyunda da kritik günlerde de partiyi tartıştırmamak için, CHP’de kırılma, iç tartışma meselesine sürüklememek için içeride konuşuldu, tartışıldı. Bazen kan kusuldu ama kızılcık şerbeti içildi.

BBC Türkçe: 2019’da Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti’yle, HDP’yi yan yana getirmeden, iki kesimin desteğinin adaylarına yönelmesini sağlamıştı. Siz seçilirseniz, onları ittifak veya işbirliği için masaya nasıl oturtacaksınız?

Özgür Özel: 2019 sürecini kolaylaştıran mesele, HDP’nin iktidara gücünü göstermek için kaybettirme stratejisini benimsemesi. Zafer Partisi ile hem açık protokoldeki kayyum maddesi, hem işte gizli protokolde 3 bakanlık ve MİT’in veriliyor olması meselesi, bu sefer Yeşil Sol Parti’yi muhalefete, bize gücünü gösterme ve kaybettirme noktasına getirebilir. Bu büyük tehlike.

Kemal Bey kurultaydan sonra göreve devam ederse ciddi sorun var. Ama genel başkanlık ve kadroların değişimi noktasında burada yeni bir süreç başlayabilir, yeniden konuşulabilir. O kızgınlığın benim şahsıma, değişimci kadrolardan Kemal Bey’in imzaladığı o protokol olduğunu görmek lazım.

Bunun dışında başka hususlar varsa o konuların da ana muhalefet partisindeki genel başkanlık değişimi ile aşılacağını düşünüyorum. Çünkü Genel Başkan değişimi, büyük bir paradigma değişimidir siyasette. Bu değişikliğin müzakere zeminini yeniden oluşturabileceğini düşünüyorum.

‘İYİ Parti’yle ittifak yapmayıp karşılıklı kaybettirmek harakiri olur’ 

 

BBC Türkçe: İYİ Parti, kendi adaylarını çıkarmaya kararlı görünüyor. Bu nedenle de Ankara, İstanbul’u kaybedebileceğiniz yorumları var… Onları nasıl ikna edeceksiniz?

Özgür Özel: Ankara, İstanbul’u kaybetmenin maliyetine ne CHP katlanabilir, ne kaybettiren katlanabilir. İYİ Parti seçmeninin yüzde 90’a yakını AK Parti’yle işbirliğine sıcak bakmıyor. Ve belli sorulara verdiği cevaplardan, CHP seçmeninden çok farklı düşünmediği ortada. O yüzden seçmenin taleplerine rağmen bir şey yapılmaz.

Bugünkü gerilimi, kızgınlığı ve kendi kimliği ile ilerleyip toplumda yaratacağı karşılığı görme kararlılığını anlıyorum. Ama yerel seçim gelirken, göreve geldiğimizde mutlaka bütün görüşmemiz gereken herkesle görüşeceğiz. Ben İYİ Parti’yle yeni bir sayfa açabileceğimize inanıyorum.

Onlar açısından da bizim açımızdan da ittifak yapmayıp, karşılıklı kaybettirmek harakiri yapmak olur. Siyasette harakiri diye bir şey yok. Kazanamayacağını bile bile tabanının daha reaksiyon duyduğu bir partiye kazandırmanın ağır maliyetleri var. Ama bunu sadece İYİ Parti’nin sırtına yük olarak vurmayı da doğru bulmam. Oturulup konuşulacak, yeni bir yol bulunacak.

‘Partide beyaz sayfa açacağım’

BBC Türkçe: Kongre süreçlerinde sandalyeler uçuştu, gerginlikler, kırılmalar yaşandı. Partide bütünleşmeyi nasıl sağlayacaksınız?

Özgür Özel: Genel Başkan olursam partide bir beyaz sayfa açacağım. Parti içindeki gerilimlerin nedeni, bazı büyükşehirlerde çarşaf yerine blok listenin dayatılmasından, yaşadığımız büyük hayal kırıklığı, travmanın eseri.

Bir yenileşme, gençleşme değişim herkese iyi gelecek ve moraller yükselecek ve o moralle partideki bütün kırgınlıkları telafi edebileceğimi düşünüyorum. Ben kurultay salonundan, 6 Kasım sabahına bir tek küskünlük kırgınlık taşımayacağım.

BBC Türkçe: Bir de partiden ayrılanlar var. Mesela Muharrem İnce, CHP’de gerçek bir dönüşüm olursa dönebileceğini söylemişti. Mesela onlara dönük bir çağrı, “af” olabilir mi?

Özgür Özel: Partinin yetkili organları var, bu konuda PM (Parti Meclisi) yetkili olacak. Ama ben kişisel olarak partinin de cumhuriyetin de 100. yılında çok affedici ve kapsayıcı olabileceğimizi düşünüyorum.

Ama tabii bazı süreçlerde gidenlerin partiye ne dediğini ve affedilir olup olmadığına PM karar verecek. Ama kişisel kanaatim şudur; barışmak, kucaklaşmak iyidir.

‘Genç ve dinamik bir kadro olacak’

BBC Türkçe: PM listenizi hazırlamaya başlamışsınızdır. Kimler olacak, sürpriz isimler görecek miyiz?

Özgür Özel: PM’den, şu anki milletvekillerimizden, daha önce milletvekilliği yapmış arkadaşlarımızdan çok genç, dinamik kadro hazırlığımız var. Tabii bu konuda il başkanlarımızın bize önerileri çok kıymetli olacak.

Mümkün olduğu kadar genç ve kadın sayısının artması ve çok sayıda kadının yönetime gelmesi noktasında bir gayretimiz var. Ayrıca, çok daraltmadan ama 6-7 dolayında, sosyal demokrat kimlikte ama burada bulunmasının partiye güç katacağını düşündüğümüz, ekonomi, dış politika, milli savunma, maliye alanlarında, parlak, iyi eğitimli ve “CHP’nin bu kadroları kazanması çok iyi oldu” denecek isimler olacak. İyi özgeçmişler olacak.

Bu isimler ve bu iyi özgeçmişler için biraz zaman geçmesini bekliyoruz. Belki ilerleyen günlerde onların bir tanıtım toplantısı yapacağımız bir özel gündemimiz olabilir. Ama bugün itibariyle bir tarifle yetinmeyi tercih edeyim.

BBC Türkçe: CHP Diyarbakır İl Kongresi’nde, Kürt sorununu çözeceğinizi söylediniz. Çözümü nerede ve hangi zeminde görüyorsunuz?

Özgür Özel: Bir kere, kabul etmekte görüyorum önce. Ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı’nın “Kürt sorunu, benim meselem” dediği noktadan, Türkiye’yi “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” noktasına getirdiğini gördük ittifak ortaklarıyla. Terörü tüm yönleriyle reddetmek ve lanetlemekle birlikte, belli bir coğrafyada devletin geçmişte yaptığı hatalarla yüzleşmesi gerekir.

Bugün insanların kendilerini yönetecek yerel yöneticileri bile seçmekten mahrum bırakılması, seçtikleri partilerinin eş başkanlarının hapislerde tutulması…Buna temelden itiraz ediyoruz. Bu sorunların tamamını parlamento zemininde tartışarak ve hep birlikte aşmak üzerine bir yaklaşımımız var.

Adı Kürt olabilir, Alevi olabilir veya nasıl kendisini tanımlıyorsa, bir alanda sorun olup olmadığına o kimliği taşıyanlar karar verir. Onlar çözüldü diyene kadar o sorunu çözmek için emek vermek gerekir.

BBC Türkçe: Kazanmak için yarışa giriyorsunuz ama ola ki kaybederseniz, grup başkanlığına devam eder misiniz, yoksa “Bu sefer olmadı bir sonraki kurultaya hazırlanayım” mı dersiniz?

Özgür Özel: Seçildiğim taktirde, zaten grup başkanı olacağım otomatik olarak. Milletvekiliyse grubun başkanıdır, yazıyor içtüzükte. Ancak bu ikili durumu genel merkeze yakın bazı arkadaşlar hep bir sorun olarak ifade ettiler.

Bunun böyle olmamasının yolu, milletvekili olan bir Genel Başkan seçmekten geçiyor. Ben delegenin bu yönde bir irade göstereceğini düşünüyorum. Kaybedersem, sürdürmem grup başkanlığını, orada grubun yeni bir grup başkanı seçmesinin önünü açarım.

Ben CHP kongresini kazanacağımı ve yeni kongre tartışmasının kapanacağını düşünüyorum. Bundan sonra partinin artık önce yerel seçimlere, ardından da büyük değişim dönüşümle iktidara yürüyüşünün başlayacağını düşünüyorum. 

https://www.bbc.com/turkce/articles/cl59j2k2e8jo

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

Suudi Arabistan, İran, Rusya, Çin ve Hindistan medyası, Hamas-İsrail savaşını nasıl yorumladı?

9 Ekim 2023

 

Filistin’de Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas’ın İsrail’e karşı Cumartesi günü başlattığı Aksa Tufanı Operasyonu’nun yankıları sürüyor.

BBC İzleme Servisi ’ne göre Suudi Arabistan’da medya Hamas’ı sert dille eleştirdi. Bazı yorumcular operasyonda İran’ın parmağı olabileceğini belirtti.

Operasyonun başlamasından sonra saldırılara “müdahil olmadığını” açıklayan İran’da medya, Hamas'ın İsrail’e karşı düzenlediği “spontane” saldırıyı destekledi.

Rus medyası bölgede artan gerilimle ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) suçladı. 

Bölgede yaşananlarla ilgili olarak Çin medyası Filistin tarafının; Hindistan medyası ise İsrail tarafının tezlerine ağırlık verdi. 

‘İran, Suudi Arabistan-İsrail normalleşme sürecini baltalamak istedi; kaybeden Filistin halkı olacak’

7 Ekim’de başlayan Aksa Tufanı Operasyonu’yla ilgili olarak Suudi Arabistan medyasında Hamas’a karşı katı bir görüş birliği hakimdi.

Hamas, Suudi Arabistan'ın “bölgede barışı sağlama girişimlerini bozmayı isteyen İran’ın emellerine hizmet eden bir grup” olarak yansıtıldı.

İran ve Suudi Arabistan yaklaşık 6 ay önce 2 ülke arasında 7 yıldır devam eden gerilime son verip, Çin’in arabuluculuğunda diplomatik ilişkilerini yeniden tesis etme kararı almıştı.

İsrail ile normalleşme sürecinde olan Suudi Arabistan’da bazı yayınlar Hamas saldırılarını İran’ın bu süreci bozma girişimi olarak gördü.

En büyük Suudi televizyonlarından Al Arabiya, savaş yayınında İran karşıtlığıyla bilinen eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker’i konuk etti.

Eski ABD başkanları Donald Trump ve Grorge W. Bush dönemlerinde görev yapan Schenker, saldırının İran’ın cesaretlendirmesiyle düzenlendiğini öne sürdü.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Pazar günü yapılan açıklamada, İran’ın Hamas saldırılarına müdahil olduğu yönünde herhangi bir kanıt bulunmadığını açıklamıştı.

David Schenker ise bu iddiasına kanıt olarak Hamas’ın Lübnan temsilcisinin yakın zamanda İran’ın başkenti Tahran’ı ziyaret etmesini gösterdi. Schenker, İran’ın, Suudi Arabistan ve İsrail’in normalleşme süreci nedeniyle, “Hamas'taki temsilcilerinden İsrail’i provoke etmelerini istediğini” iddia etti.

Schenker saldırıların normalleşme anlaşmasını “5-6 ay erteleme” olasılığı olduğunu savundu. 

Arapça, Farsça, Türkçe ve Urduca yayın yapan  Şarku’l Avsat  gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Tarık Alhomayed, “Gazze ve faydasız savaş” başlıklı köşe yazısında, savaşı “faydasız” olarak nitelendirmesini şöyle açıkladı:

“Faydasız savaşlar diyorum çünkü bunlar stratejik bir hedefi olmayan ve arkasında İran’ın ve ona bağlı odakların bulunduğu hiziplerin özel çıkarlarını gerçekleştirmek için başlatılan savaşlar...

“Aslında Aksa Tufanı, Hamas’a ve diğer Filistinli örgütlere 24 saatlik yayın garantisi veren, sonra da Filistinliler için on yıllar boyunca yaptırımlar ve sıkıntılar doğuran uçak kaçırma operasyonuna benziyor...

“Zamanlama manidar çünkü şu an Suudi Arabistan ile ABD arasında, Filistinliler için daha iyi yaşam koşulları temin edecek şekilde İsrail’le bir barış fırsatı oluşturmaya yönelik bir müzakere söz konusu.

“Zamanlama manidar, çünkü şu an İsraillilerin kendi aralarında Netanyahu’ya karşı bir bölünme mevcut.

“Üstelik Mısır, seçim arifesinde ve ABD de seçim kampanyasının başlarında...

“Öte yandan İran, gerçek bir barış ya da özellikle bir Suudi-İsrail barışı görmek istemiyor. Çünkü bu gerçekleşirse bölgenin çehresini değiştirecek bir barış olacak.

“Velhasıl bu iki tarafın da (Filistinli örgütlerin ve Netanyahu’nun) çıkarına olan yeni savaşın sonucunda İran’ın bölgeyi tahrip kartlarını güçlendirecek, İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler), Hamas ve örgütler yeniden konumlanacak ve arabulucular yeniden oyunlarına başlayacak. Kaybedense hiç şüphesiz, Filistin davası ve Filistin halkı olacak.”

‘İsrail'i silecek tufan’ 

Aksa Tufanı Operasyonu’na ilişkin İran’dan gelen resmi açıklamalar ise Hamas’ı destekler nitelikteydi.

İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, 8 Ekim’de yaptığı açıklamada, “kompleks olduğu kadar ilham verici” dediği operasyonu gerçekleştiren Hamas’ı tebrik etti. Bakıri, Hamas’ın, İsrail’in “gücünün yalan olduğunu bir kez daha” ispatladığını” söyledi.

İran’da rejim yanlısı medyada da benzer sevinçli bir ton hakimdi. Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin yayın organı Nur News, İsrail’in hava savunma sistemi Demir Kubbe’yle “kumdan kale üzerine kurulmuş sahte bir kubbe” diyerek alay etti.

Devlete ait Jame Jam gazetesi Hamas'ın operasyonunun adına atıfta bulunarak, “İsrail’i silecek operasyon” ifadelerini kullandı.

Devlet destekli Tasnim haber ajansıyla birlikte birçok kanal Hamas kaynaklarından gelen esir İsrail askerlerinin kelepçeli, yaralı oldukları ve aşağılandıkları görüntüleri peşpeşe yayımladı.

İran’da bazı reform yanlısı yayınlarsa saldırının “ansızın” gerçekleşmesine vurgu yaptı. Günlük Şark gazetesi saldırı gününü İsrail için “Kara Cumartesi” olarak nitelendirdi. Etemad gazetesi yanında bir çocukla kaçmaya çalışan bir kadına yardım eden İsrail askerlerinin fotoğrafını yayımladı.

‘Hamas askeri açıdan hatasız hareket etti’ 

ABD'nin Doğu Akdeniz'de savaş gemileri konuşlandırması Rus basınında geniş yer buldu. 

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitri Medvedev, mesajlaşma uygulaması Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, İsrail-Filistin arasında tansiyonun yükselmesinin “beklenen” bir gelişme olduğunu söyledi.

Washington ve “müttefiklerini” suçlayan Medvedev, “Burunlarını işlerimize sokup Ukrayna’da Nazi yanlılarına yardım etmektense Filistin’le ve İsrail yerleşimleriyle uğraşmaları gerekirdi” dedi.

Rusya’da televizyon kanalları ABD’nin Doğu Akdeniz’de savaş gemileri konuşlandırma hamlesini öne çıkardı. Bazı yayınlarda, Batı tarafından Ukrayna’ya tedarik edilen silahların “bir şekilde Orta Doğu'ya geldiği” ve Hamas tarafından kullanıldığı iddiası yer aldı.

Ülkenin en popüler TV kanallarından Rossiya 1 TV ’nin Filistin’den bildiren Savaş Muhabiri Yevgeny Poddubni, Hamas’ı övdü. Poddubni, Hamas’ın “askeri açıdan hatasız hareket ettiğini” söyledi ve İsrail’in “300’den fazla masum sivili” öldürerek yanıt verdiğini belirtti.

NTV ve Pervıy Kanal ise İsrail’in “karadan havaya atılan füze stoklarının tükendiğini” ve ABD’den hem füze hem de istihbarat operasyonları için destek istediğini iddia etti. 

Çin medyası Filistin’e, Hindistan medyası İsrail’e ağırlık verdi

Operasyonun ardından tarafsız bir açıklama yapan ve barış çağrısında bulunan Çin’de medya, Filistin tarafının görüşlerine ağırlık verdi.

Çin’in başlıca televizyon kuruluşu Çin Merkez Televizyonu’nun (CCTV) 7 ve 8 Ekim’deki ana haber bültenlerinde ana konu İsrail’in hava saldırılarında ölenlere Filistin’in nasıl yanıt verdiği oldu. “Filistinli silahlı personelin” saldırılarında ölenlere ilişkin İsrail’in açıklamaları ise CCTV’de daha sonra yayımlandı.

Devlete ait Global Times gazetesinin 8 Ekim tarihli Çince ve İngilizce başyazılarında, “ABD ve bazı Batılı ülkelerin hızlı bir şekilde taraf tutma kararı, yalnızca sorunun çözülmesine yardımcı olmamakla kalmıyor, aynı zamanda yangını da körüklüyor” denildi.

İsrail'in zor zamanında yanında olma sözü veren Hindistan’da ise medya, hükümetin duruşundaki “belirgin değişime” dikkat çekti. Hindistan medyasına göre Delhi yönetimi, İsrail-Filistin çatışmasına ilişkin “dikkatle sergilenen dengeleyici tutumdan” uzaklaştı ve İsrail’in tezlerine destek verdi.

https://www.bbc.com/turkce/articles/cgrdzn4lp9lo

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

İKTİDAR İÇİN DEĞİŞİM

Türkiye Cumhuriyeti ikinci yüzyılına girerken ekonomisiyle, demokrasisiyle, adaletiyle hak ettiği yerin çok uzağında. 20. yüzyıla dünyanın ezilen uluslarına ilham kaynağı olmuş bir kurtuluş mücadelesiyle giren ve cumhuriyetle millet egemenliğini vazgeçilmez ilke kılan ülkemizde; 21. yüzyılın ilk çeyreğinde millet egemenliği zayıflamış, devlet ve demokrasi dejenere edilmiş, halk fakirleşmiş, adalete güven kaybolmuş bir durumda. Bir yandan iktidarın sorumlu olduğu bu durumun kalıcılaşması ve toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi riskini yaşıyoruz, diğer yandan da etkin ve iktidar alternatifi olmayı başaramayan bir muhalefet yapısıyla karşı karşıyayız. 

 

DEMOKRASİNİN ASLİ BEKÇİLERİ

 

Devletin dejenere edildiği son yıllarda Türkiye’nin muhalif partileri demokrasinin korunmasında yetersiz kaldılar. Oysaki siyasi partiler demokrasinin asli bekçileridir; demokrasiyi koruma ve geliştirme sorumlulukları vardır. Muhalefet, vatandaş için sadece bir alternatif değil, aynı zamanda demokrasi için vazgeçilmez bir denge ve denetleme unsurudur. 

 

Öte yandan, Türkiye muhalefetinin 2018’den beri çok önemli bir ittifak tecrübesi geliştirdiği görmezden gelinemez. Birleşe birleşe büyüyerek ülkeyi demokratikleştirmek için geliştirilmiş bu önemli adımlarla; zamanın ruhuyla uyumlu biçimde, demokrasi, adalet ve sosyal refah hedefleriyle cumhuriyetin ikinci yüzyılına dair vizyoner bir çaba ortaya kondu. Toplumun farklı kesimlerine açılmayı ve her siyasi kökenden yurttaşı demokrasi vizyonuyla buluşturmayı hedefleyen bu önemli tecrübe, tarihimizde bir ilk oldu.

 

Siyasi partiler demokrasinin asli bekçileridir; demokrasiyi koruma ve geliştirme sorumlulukları vardır.

 

DEĞİŞİM FIRSATI KAÇIRILDI 

 

Ancak bu vizyon ve politikalarla girilen seçimlerde Türkiye’nin değişim fırsatı kaçırıldı. Muhalif seçmenin değişim talebi karşılanamadı. Rejimi değiştirecek güven ve umut tesis edilemedi. Ekonomik krizin yakıcı etkileri nedeniyle iktidarın en zayıf olduğu koşullarda hem parlamento hem de Cumhurbaşkanlığı seçimleri kaybedildi. Sonuçta değişim talep eden kesimlerde çok büyük bir hayal kırıklığı ve umutsuzluk ortaya çıktı.

 

Bu büyük mağlubiyetin sorumluluğunu hiçbir biçimde seçmene yükleyemeyeceğimiz gibi, yarınları adına kaygı duyan her vatandaşın gördüğü bu yalın gerçeği kabul etmeden ve yenilginin nedenleriyle yüzleşmeden gelecek için sağlıklı değerlendirmeler yapamayız.

 

TOPLUM MUHALEFETTEN DEĞİŞİM BEKLİYOR

 

Geldiğimiz noktada; Türkiye’nin geleceği için akılcı bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Değişimin temeli hiç kuşkusuz toplumsal taleptir. Sabırlı ve aklı öne koyan ama, bir o kadar da kararlı bir tutumla değişimin gerçekleşmesi pekala mümkündür. Bu ihtiyaç ortadayken, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, eski yanlışlarda ısrar etmek, yenilgiden acı çeken milyonlarca vatandaşın duygularını anlamamak demektir. 

 

Ülkemizin sürdürülebilir biçimde kalkınması, vatandaşlarımızın refah ve medeniyet yarışında hak ettiği noktaya erişmesi, devletimizin adil ve demokratik bir devlete dönüşmesi için muhalefet güçleri olarak değişmek ve çok güçlü bir alternatife dönüşmek zorundayız. Zira Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken vatandaşın iktidarın merhametine terk edilmesi telafisi mümkün olmayan riskler doğuracaktır.

 

Sabırlı ve aklı öne koyan ama, bir o kadar da kararlı bir tutumla değişimin gerçekleşmesi pekala mümkündür. Muhalefette değişimin anahtarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir.

 

Muhalefette değişimin anahtarı Cumhuriyet Halk Partisi’dir. CHP’de başlayacak kararlı bir değişim iradesi; politik tutumları sorgulamayı ve parti içi demokrasiyi kurumsallaştırmayı başardığı ölçüde muhalefetin genelinde bir yenilenme ve muhalefet evrenini büyütme iradesi ortaya çıkaracaktır. 

 

DEĞİŞİME DAVET

 

Muhalefetteki değişim ve dönüşüm süreci, toplumun tüm kesimlerinin ortak geleceğine destek olacaktır. Bu mecra, “Nasıl bir Türkiye, nasıl bir CHP, nasıl bir siyaset, nasıl bir muhalefet?” sorularına yanıtlar aramak ve mümkün olan en yüksek sayıda vatandaşı değişim sürecine katılmaya davet etmek üzere tasarlanmıştır. Zira demokrasiyi geliştirmek, özgürlükleri korumak ve refahı artırmak sadece siyasi partilerin değil, aynı zamanda seçmenlerin de görevidir. Bu nedenle değişim sürecinde her coğrafya ve katmandan vatandaşımızın sesine kulak vermeyi, onların talep ve isteklerini siyasal zemine taşımayı olmazsa olmaz bir görev kabul ediyoruz.

 

Bu mecra, mümkün olan en yüksek sayıda vatandaşı değişim sürecine katılmaya davet etmek üzere tasarlanmıştır.

 

Değişerek iktidar olma, ülkemizi demokrasi ve uygarlık yolunda yukarıya taşıma hedefiyle çıktığımız bu yol, tüm vatandaşlarımızın katılımına açıktır. Bu topraklarda birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşamak, özgür ve müreffeh bir toplum, adil bir paylaşım sistemi ve demokratik bir devlet isteyen her vatandaşımızı bizlerle iletişim kurmaya, aşağıdaki butonu tıklayarak ulaşılacak form üzerinden değişimle ilgili görüş ve önerilerini paylaşmaya davet ediyoruz. 

 

Saygılarımızla 

 

Görüş Bildir

 https://iktidaricindegisim.org/bize-ulasin.html

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu: Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu, Genel Başkan’a karşı daha dikkatli olmalı

 

Ayşe Sayın

BBC Türkçe

Twitter, @aysesayin

Ankara / 16 Haziran 2023

 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu kurultayda yeniden aday göstereceklerini söyledi. Kuşoğlu, “Yerel seçimlerden sonra bir olağanüstü kurultay gündeme gelebilir. Seçim sonuçlarına göre bırakabilir de, bir süre daha devam ettirebilir de” dedi. 

 

Kuşoğlu, CHP Grup Başkanı Özgür Özel ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun "değişim" ve "adaylık" konularındaki açıklamalarıyla ilgili olarak ise “Grup başkanımız da o mevkide otururken, ya da Ekrem Bey Büyükşehir Belediye Başkanı'yken, Genel Başkan'a karşı daha dikkatli olmalılar” diye konuştu. Özel ve İmamoğlu'nun, niyetleri varsa adaylıklarını resmen ilan edip, kurultayda yarışabileceklerini belirten Kuşoğlu, “Ama ‘Kemal Bey gitsin, beni koltuğa oturtsun' gibi bir tutumun doğru olmayacağını" söyledi. 

 

Kılıçdaroğlu’nun, bürokratlığından beri en yakınındaki isimlerden olan Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, yeni Merkez Yürütme Kurulu'nda (MYK) da yerini koruyan dört isimden birisi oldu. 

 

Kılıçdaroğlu’nu yerel seçimlerden önce yapılması planlanan kurultayda yeniden aday göstereceklerini açıklayan ilk isim olan Kuşoğlu, partisindeki değişim tartışmaları, kurultay süreci ve sonrasına ilişkin  BBC Türkçe ’nin soruların yanıtladı.

 

 

Çok umutla girdiğini bir seçim süreci yaşadınız ama seçimi kaybettiniz. Yanlış giden neydi, seçmen neden size daha az oy verdi?

 

Biz bu seçim sırasında, özellikle de kamuoyu yoklamalarının etkisiyle, daha önce yaptığımız bir tahlili ihmal ettik. Sanki basit bir seçim yarışıymış gibi algıladık. Halbuki bu, birkaç parti arasındaki siyasi rekabet değildi. Onun ötesinde sosyolojik, kültürel temelleri olan bir yarıştı. Onun için toplum çok çok önemsiyordu. Çünkü sonuç olarak Türkiye’nin geleceği ile ilgiliydi. 

 

Bize oy veren kesim daha çok, kentleşmesini tamamlamış veya kentleşme sürecinde olan yerler. Sosyolojik bir farklılaşma söz konusu. 

 

Kentlilerin sığınmacılara bakışı, ekonomiye, kültürel ve gelecek açısından bakışı da çok çok farklı. Biz onları biraz ihmal ettik. Orada farklılıkları detaylı olarak ortaya koymamız gerekirken bunu yapamadık. 

 

Mesela sığınmacılarla ilgili neden tehlike oluşturduğunu, Türk vatandaşı haline getirilmediğini, eğitimlerinin tamamlanmadığını, kültürel ahlaki eğitim farkı olduğunu anlatmamız gerekiyordu. Bunun ne kadar büyük tehlike olduğunu yeterince anlatmadığımız için yeteri kadar oradan gerekli oy alamadık mesela. 

 

Ekonomide de benzer durum söz konusu oldu; yapılan saçmalıkları, devlet kurumlarının çökmekte olduğunu yeterince anlatamadığımızı, özellikle kendi kesimlerimize anlatamadığımızı gördük. Riskli bir durum olduğunu ve ciddi bir devlet adamına ihtiyacımız olduğunu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun o tipolojiye çok uyan devlet adamı niteliğinde olan dürüst, ahlaklı, çalışkan ve Türkiye’yi bu sıkıntıdan kurtaracak kişi olduğun anlatmamız gerekiyordu. Çünkü karşısında Türkiye’yi bu duruma sokan aday vardı. 

 

'Adayla ilgili yanlışımız yok, sorun iletişimimiz, stratejimizde'

 

Adaylık sürecinde İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “Kazanacak aday” ısrarı olmuştu. Seçimin kaybedilmesinde aday faktörü etkili olmuş olabilir mi? Kemal Bey sizce doğru aday mıydı?

 

Birinci seçimden sonra şöyle bir durum ortaya çıktı; bizi tercih etmeyenlere, hem parti, hem de aday olarak bize oy vermeyenlere, bizi terörle iş birliği yapan bir parti olarak gösterildiğimizi maalesef gördük. Özellikle milliyetçi oyları almakta zorluk çektiğimizi gördük. 

 

Orada adayla ilgili bir sıkıntı yoktu. Kılıçdaroğlu "Hırsızdır, yolsuzdur, eksiktir, çalışkan değildir" gibi bir şey söz konusu asla olmadı. Adayla ilgili herhangi bir eksik söz konusu olmadı. 

 

Ama parti olarak bize, zihniyet olarak bize saldırıldı. Bu da gösteriyor ki sorun Kılıçdaroğlu ile değil, karşımızdakilerin başarılı propaganda yapabilmeleri, kendi hedef kitlelerine bunu çok iyi aktarabilmeleri, anlatabilmeleriyle ilgiliydi.

 

Bizim iletişimle ilgili eksiklerimizin olduğunu söylememiz gerekiyor. Yani adayın başka birisi olması durumunda da aynı sonuç olabilecekti. Kılıçdaroğlu, 12 yıldan beri CHP Genel Başkanı. Hiçbir eksikliği yok, dolayısıyla kendisine hiçbir çamur atamadılar. Ama yeni gösterilecek bir adaya bu tür şeyleri söyleyebilirlerdi ve başarılı da olabilirlerdi. Demek ki adayımızla ilgili bir yanlışımız yok. Sorun bizim iletişimimizde, stratejimizde, bunlarla ilgili yanlış yaptık diye düşünüyorum.

 

Seçimden sonra Kılıçdaroğlu da “değişimin önünü açacağını” söyledi ama değişim MYK ile sınırlı kaldı gibi eleştiriler var. Değişim süreci nasıl işleyecek? 

 

Biz bir siyasi partiyiz, bir Siyasi Partiler Kanunu var, kendi tüzüğümüz var ve bunlara bağlı kalmak zorundayız. Dediğiniz gibi MYK değişikliğini yaptık, çünkü bunu hemen yapmak mümkündü. Ama hemen sonra da kurultay sürecini başlattık. Mahalle seçimlerinden başlayarak bir değişim sürecine girildi. İl, ilçe başkanları arkasından Parti Meclisi ve Genel Başkan seçimi de yapılacak.

 

'Öncelikle zihniyet değişimi gerekiyor'

 

Kurultay seçimli olacak. Genel Başkan Adayı olmak isteyenler olacak. Değişim deyince sihirli bir kelime gibi görünüyor ama sadece kişilerin değişimi değildir, öncelikle zihniyette değişim gerekiyor. Kişilerle birlikte zihniyeti de değiştirmeyi başarmak lazım.

 

Kurultayımıza kadar geçen süre içinde partililerimiz bu değişimi gerçekleştirecektir diye bekliyoruz. Tabii bu kadar kısa sürede bu değişim söz konusu olmaz. 

 

Ama yıllardır CHP’de en büyük değişimi gerçekleştiren kişi Kılıçdaroğlu’dur. Bir değişim süreci içindeyiz, onun da devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dünyada sağ sol kavramı değişti ama Türkiye’de hala değişmedi. Bu kavramsal değişiklikleri de dikkate almak zorundayız. Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu Millet İttifakı, buna çok daha uygun bir değişimi de müjdeliyor. 

 

Bugün, demokrasiyi Atatürkçülüğü cumhuriyetin ne olduğunu bilen, buna sahip çıkan bir yüzde 48 var, Türkiye’nin yarısı var en azından. Buna sahip çıkan ve bir araya getirmeyi başaran da CHP’dir, Kemal Kılıçdaroğlu’dur. 

 

Bundan önceki seçimlerde de Erdoğan yüzde 52 alıyordu ama hiçbir zaman karşısında 48’lik bir bütün yoktu, parça parça bir muhalefet vardı. Erdoğan seçimi kazandığında bile Kılıçdaroğlu’nu yuhalatmıştı. Bu yüzde 48’in kendisi için ne kadar büyük tehlike olduğunu gösteren bir işarettir. Bizim kesimin de bunun farkında olması gerekir diye düşünüyorum.

 

 

'Kılıçdaroğlu, ilanihaye koltuk benim olacak demiyor'

 

Ama sonuçta seçim yenilgisi sadece değişen MYK üyelerine fatura edilmiş görünüyor. Genel Başkan'ın bu yenilgide sorumluluğu yok mu?

 

Kemal Bey, 28 Mayıs gecesi istifa ettiğini açıklamış olsaydı doğru yapmış olur muydu? Şöyle bir ortamı hayal edebiliyor musunuz, Kemal Bey ayrılmış partiden. Zaten moralsiz olan bir parti ve partili kitlesi ve sahipsiz bir CHP. Ama hemen arkasından da yerel seçimler var. Partinin kendisini toparlaması mümkün olabilir miydi, yoksa bir parçalanma mı söz konusu olurdu? 

 

'Evet seçimi kaybettin ama niye partini sahipsiz bıraktın, bu kadar sıkıntıya, olaya, kaosa yol açtın' diye eleştirilmez miydi, 'Bu kadar sorumsuzluk olur mu?' diye eleştirilmez miydi? Sorumlu davranarak, 'Ben gemiyi sağlam, güvenli bir limana götüreceğim' diyor. 'İlanihaye burada kalacağım, koltuk benim olacak' demiyor. 

 

O güvenli liman neresi? Kurultay mı, yerel seçim mi?

 

Hem kurultay, hem yerel seçim. Görünen o. Çünkü seçimlerden önce kurultayı yapmamız gerekiyor. Çünkü kurultayı yapmadınız, kongre sürecini tamamlamadınız diye eleştirilir. Böyle, hukuksuz bir iktidarın seçime sokmaması bile söz konusu olabilir. 

 

Onun için seçimden öne kurultayı yapmak zorundayız. Yapıldığında da zaten seçimleri de kurultay sonucu ortaya çıkan yapıyla devam ettirmek zorundayız. 

 

Siz daha önce de açıkladınız, Kemal Bey kurultayda kesin aday olacak anlıyorum...

 

Biz partililer olarak aday gösteririz. 

 

'Yerel seçimden sonra olağanüstü kurultay olabilir'

 

Yerel seçimlerden sonra bir kurultay yok. O durumda seçilirse iki yıl daha partinin başında kalacak anlamına mı geliyor?

 

Yerel seçimlerin sonuçlarına göre bir kurultay söz konusu olabilir. Bunun değerlendirmesini sayın Kılıçdaroğlu yapacaktır. 

 

Genel Başkan seçimli olağanüstü kurultay düzenleyebilir. Seçim sonuçlarına göre bırakabilir de, bir süre daha devam ettirebilir de. Tabii siyasetin şartları, seçim sonrası durum belirleyecektir. Ama bu kurultayda kesin aday gösterilecektir. 

 

Kılıçdaroğlu seçimden sonra üçüncü kez İmamoğlu ile görüştü. Bu görüşmeler ne anlama geliyor, bir değişim pazarlığı mı var?

 

Seçim sonuçlarında hepimizin muhakkak ki eksikleri, sorumluluğu vardır. Biz MYK üyelerinin, Genel Başkanımızın, Ekrem Bey'in, Mansur Bey'in, diğer ittifak üyelerinin, hepimizin sorumluluğu vardır. Hepimizin bu sorumluluğu sahiplenmesi, özeleştiri yapması lazım. 

 

Zihniyet değişmeden, özeleştiri yapılmadan, sadece Kemal Bey suçlanarak, onun gönderilmesi ile aşılacak bir şey değil.

 

 

Kemal Bey'in bırakması halinde partinin bölünebileceğine işaret ettiniz. Ama İmamoğlu, Kılıçdaroğlu’na karşı bayrak açmış havası var. Grup Başkanı Özgür Özel aday olabileceğini ifade ediyor. Bu durum da bir bölünme, parçalanma riskini getirmiyor mu?

 

Grup Başkanımız da o mevkide otururken, ya da Ekrem Bey Büyükşehir Belediye Başkanı'yken, Genel Başkan'a karşı daha dikkatli olmalılar. Şimdiye kadar ikisi de adayız, demediler. 

 

Özgür Özel 'Sorumluluk almaktan kaçmam' dedi…

 

Yani her ikisi de Kemal Bey’in koltuktan kalkıp onları mı oturtmasını bekliyorlar? Adaylarsa, aday olduklarını resmen açıklarlar. Kurultay süreci de açıklandı, girerler, yarışırlar. Herkes görevine müdrik. 

 

Ama eğer değişim istiyorsak, sorumluluk da almalıyız, bu sorumluluk aday olmayı gerektiriyorsa bundan da kaçmamalı. 

 

Mevcut görevlerini bırakmaları anlamında mı söylüyorsunuz bunu?

 

Hem o anlamda, hem de aday olmak isteyen o sorumluluğu alsın. Ama 'Kemal Bey gitsin, beni koltuğa oturtsun' öyle bir şey söz konusu değil herhalde, doğru değildir böyle bir şey. Parti tüzüğüne de uygun değildir.

 

İmamoğlu’nun adaylığı: 'Hem partiyi hem İstanbul’u kaybetme durumumuz olabilir'

 

Başka bir isim gemiyi limana sağlam götüremez diye mi düşünülüyor?

 

Adını koyalım, adaylık için en fazla adı geçen kişi Ekrem Bey. Ekrem Bey için bugün bir mahkeme süreci söz konusu. 

Genel Başkan olabilir mi rahatlıkla? Olamaz, sıkıntısı var. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday olabilir mi? Sıkıntısı var. 

 

Bizim Kemal Bey’den sonraki en önemli adayımız için hukuki bir tuzak hazırlanmış durumda. Böyle olunca, bizim seçim öncesi hem partiyi kaybetme, hem de İstanbul’u kaybetme durumumuz olabilir. Biz İstanbul’u kaybetmemeliyiz, partiyi de kaybetmemeliyiz, bu tuzağa da düşmemeliyiz. 

 

Seçime kadar bu mahkemenin durumunun netleşmesi lazım. Öbür türlü üzerimizde Demokles'in kılıcı gibi sallandırırlar. 

 

Bu Kılıçdaroğlu için de söz konusu değil mi? Milletvekili değil ve hakkında dokunulmazlık dosyaları var...

 

Böyle siyasetten men gerektiren bir karar, durum söz konusu değil. Bir de tabii bir partinin Genel Başkanı, icra makamında olmayan bir kişi. 'Sadece sen benim rakibimsin' diye bir mahkeme kararıyla siyasetten men edilirse bu bir mağduriyet doğurur, o nedenle bunu kolay kolay yapamazlar.

 

Yasak riski nedeniyle İmamoğlu’nu İstanbul için aday göstermeme durumu olabilir mi? Ya da tam tersi 'İstanbul’u ancak İmamoğlu ile alırız' diye mi bakıyorsunuz?

 

Şu anda Belediye Başkanımız en önemli adayımız. Dolayısıyla da onunla alınabilir. Belediye seçimleri öncesi ona bir yasak gelmesi de büyük bir infiale yol açar elbette. Bunları da dikkate almamız gerekiyor.

 

Konu çok basit bir konu değil. Hem partiyi hem İstanbul’u hem geleceğimizi düşünmek zorundayız. Evet böyle değişim deyip de, o gitti bu geldi değil... O kadar basit değil bu konu. 

 

Yerel seçimde ittifaklar ne olacak? 

 

Seçim sonrasında ittifak ortakları arasında bir mesafe oluştu sanki. Örneğin İYİ Parti kanadından ittifak bitti, bazı partilerden yerel seçimde kendi adaylarıyla yarışabilecekleri açıklamaları geldi. Yerel seçimlere dönük yeni ittifak stratejisi nasıl olacak?

 

İttifak seçim kanununda yer alan hukuki bir konu. Genel seçimler için getirilmiş bir düzenleme. Dolayısıyla genel seçimler bitti, dedikleri gibi seçim ittifakı da bitmiş vaziyette. 

 

Ancak uygulamada bu ittifak yerel seçimler için çok daha etkili olabiliyor bir çok yerde. O nedenle yerel seçimlerde de devam ettirebilmemiz gerekiyor. Her ne kadar resmi olarak bitmiş olsa bile, seçimlere yakın adaylar belirlendikçe, daha kazanabilir adaya hem seçmen yönelecektir, hem de biz de seçilebilecek adaya odaklanacağız. 

 

Bunu bazı yerlerde bir seçim iş birliği şeklinde resmi olarak ortaya koyabiliriz. Birçok yerde de zaten seçmen tarafından yapılacaktır diye düşünüyorum.

 

Şu anda partilerin aday çıkaracağız demesi normal, her parti ister. Ama seçimler yaklaşınca daha farklı tutumlar alınacaktır, daha realist bakılacaktır.

 

https://www.bbc.com/turkce/articles/cpv4qdk3ek6o

 

 

 

 

https://sinifsiztoplumplatformu.blogspot.com